Fotoğraf topluluklarında bir konu gündeme geldiğinde neredeyse kaçınılmaz biçimde bokeh etkisi fotoğrafçılık tartışması da eşlik eder. "Ne kadar bokeh'li çıktı", "arka planı güzel patlamış", "derinlik alanı mükemmelmiş", bu ifadeler artık fotoğraf kalitesinin birincil ölçütü gibi konumlanıyor. Peki bu takıntı gerçekten fotoğrafçılığı ilerletiyor mu, yoksa başka bir şeyin işareti mi? Bokeh etkisi fotoğrafçılık açısından bir tekniktir. Geniş diyafram açıklığıyla elde edilen sığ derinlik alanı, özneyi arka plandan ayırır ve dikkat yönetimi açısından işlevseldir. Bu değerli bir araçtır. Ama her fotoğrafta uygulanmasını beklemek, bu aracı bir teknik tercih olmaktan çıkarıp estetik bir dogmaya dönüştürüyor. Bokeh takıntısının fotoğraf anlayışına etkilerinden biri, kompozisyon düşüncesini geri plana atmak. "Arka plan silindi" başarısı kutlanırken, fotoğrafın tümünün nasıl kurulduğu sorusu ikincil kalabiliyor. Keskin bir arka planla birlikte güçlü bir kompozisyon kurmak, sığ derinlik alanıyla özneyi izole etmekten çok daha yüksek bir beceri gerektiriyor. Ama bu beceri, mevcut diyafram büyüklüğü tartışmasında görünmez kalıyor. Bir başka boyut, donanım odaklı kimlik sorunudur. Büyük sensörlü kameralar ve geniş açıklıklı lensler, daha güçlü bokeh etkisi fotoğrafçılık deneyimi sunuyor. Bu durum, fotoğrafçılık topluluğunda donanım kalitesini estetik yetkinliğin ölçütü haline getiriyor. Sınırlı ekipmanla çalışan fotoğrafçılar, estetik tercihleri yerine bütçeleri nedeniyle dezavantajlı sayılıyor. Telefon kameralarının bokeh simulasyonu üretmesi de bu tartışmaya yeni bir katman ekledi. Yazılımla simüle edilen bokeh, gerçek optik efektle aynı değil; ama çoğu durumda ayırt edilemiyor. Bu durum, bokeh takıntısının gerçekte neyi ödüllendirdiğini sormayı daha da zorunlu kılıyor.