6-10 yaş aralığındaki bir çocuk dünyayı tanımak için öylesine coşkulu bir kapasiteye sahiptir ki, doğru koşullar sağlandığında öğrenmek oyunun devamı gibi hissettirilebilir. İlkokul öğrenme yöntemleri bu yaş grubunu merkeze alırken, çocuğun hem bilişsel hem de duygusal gelişimini göz önünde bulundurmak gerekir. İlkokul çocuklarının öğrenme biçimi yetişkinlerden köklü biçimde farklıdır. Soyut kavramlar bu yaşta tam oturmaz; somut deneyimler ve fiziksel manipülasyon çok daha etkilidir. Matematiği sayı bloklarıyla öğrenmek, kâğıtta rakam yazmaktan çok daha anlamlıdır. Parçaları tutmak, saymak, birleştirmek; beyin bu dokunsal deneyimi dijital sembollerden çok daha verimli işler. İlkokul öğrenme yöntemleri arasında oyun temelli öğrenme özel bir yere sahip. Çocukların en doğal öğrenme modu oyundur. Bir bilim deneyini oyun olarak sunmak, fen bilgisi kavramlarını rol yapma oyunuyla keşfettirmek, yazma pratiğini çizgi roman yaratmakla birleştirmek; bunların hepsi hem motivasyonu hem de kalıcılığı artırır. Duygusal güven ortamı da bu yaşta öğrenmenin temel koşullarından biridir. Hata yapmanın sorun olmadığını hisseden bir çocuk daha fazla deney yapar, daha fazla soru sorar. Tam tersine, sürekli eleştirilen ya da hataları öne çıkarılan bir çocuk zamanla çekinmeye başlar. İlkokul yıllarında cesur bir öğrenen olmak, ilerleyen yıllarda akademik özgüvenin zeminini oluşturur. Tekrar ve pekiştirme ritmi de ilkokul öğrenme yöntemlerinin ayrılmaz parçasıdır. Kısa süreli, sık aralıklı tekrarlar; uzun tek seferlik çalışmalardan çok daha verimlidir. Beyin, bilgiyi zaman içindeki tekrarlarla uzun süreli belleğe aktarır. Son olarak her çocuğun öğrenme temposunun farklı olduğunu kabul etmek belki de bu yöntemlerin hepsinden önemli. Bazı çocuklar okumayı çabuk yakalarken matematikte daha çok zamana ihtiyaç duyabilir. Bu farklar eksiklik değil, farklılıktır.