Tasarım eğitimi eleştirisi, bu alanda bir şekilde yer almış herkesin farklı biçimlerde dile getirdiği bir gözlemi işaret eder: okul ile sektör arasında derin bir uçurum var. Bu uçurum yalnızca yazılım araçları veya teknik beceri düzeyinde değil, kavramsal çerçeve düzeyinde de hissedilmektedir. Tasarım eğitimi eleştirisinin ilk boyutu müfredat donukluğudur. Tasarım pratiği dijital araçlar, kullanıcı araştırma yöntemleri, hızlı prototipleme ve disiplinler arası işbirliği etrafında dönüşüm geçirdi. Üniversite müfredatları bu dönüşümü gecikmeli takip eder; revizyon döngüleri yavaştır. Öğrenci mezun olduğunda öğrendiği bazı araçlar ve süreçler endüstrinin gerisinde kalmış olabilir. İkinci sorun öğretim kadrosunun pratik deneyimidir. Tasarım eğitimi eleştirisi açısından bakıldığında, akademik kariyer ile sektör pratiği yollarının ayrılması öğreticinin aktarabileceği bağlamı daralttır. Gerçek projeler, gerçek müşteri ilişkileri, gerçek sprint döngüleri ve gerçek kısıtlar altında tasarım yapma deneyimi, bunlar akademik ortamda simüle edilebilir fakat tam olarak aktarılamaz. Üçüncü boyut endüstri bağı kurma kapasitesidir. Bazı okullar sektör işbirlikleri, staj programları ve canlı brief uygulamaları ile bu uçurumu köprülemektedir. Bu girişimler etkilidir; fakat yaygınlık düzeyi kurumdan kuruma büyük farklılık gösterir. Tasarım eğitimi eleştirisi yapıcı bir hedef çerçevesinde şunu önerir: müfredat çevikliği, öğretim kadrosunun sektörle canlı bağı ve proje tabanlı öğrenmenin genişletilmesi. Bu dönüşüm kolay değildir; fakat eğitim kurumlarının bu soruyu hiç sormadığı da söylenemez. Cevap aramak yavaş sürüyor.