Laboratuvar güvenliği kimya konusunda teorik olarak her şeyi biliyordum. Güvenlik kural listelerini okumuştum. Sonra bir gün kaza yaptım, ve o an teorinin pratiğe ne kadar yetersiz kaldığını gösterdi. Deneyin bir bölümünde iki ayrı çözelti hazırlamamı gereken bir adım vardı. Acelemiz vardı, laboratuvarın kapanma saati yaklaşıyordu. Bir bardaktaki çözeltinin üzerine yanlış şişeden kattım, sadece birkaç damla. Kimyasal yükselen buhardan önce keskin bir koku geldim. Hemen geri çekildim. Laboratuvar güvenliği kimyada bu tür anlarda vücut tepkisi otomatik çalışıyor. Koku, o dakikada herhangi bir teorik bilgiden daha hızlı uyardı beni. Pencereye yöneldim, başkalarını uyardım, reaksiyon kabı cam kapaklı çekere alındı. Asistan geldi, durumu kontrol etti. Büyük bir şey yoktu, az miktarda gazlı ürün oluşmuştu, tehlikeli bir konsantrasyona ulaşmamıştı. Ama benim için bir ders tamamlanmıştı. Laboratuvar güvenliği kimya protokollerinin neden var olduğunu o ana kadar tam kavrayamamıştım. Etikette "iyi havalandırılmış ortamda kullanın" yazar, ben bunu "temkinli olmak için yazıyorlar" diye geçiştiriyordum. O günden sonra şişe etiketlerini farklı okudum. Her uyarı birisinin kazasından doğmuş. Kazadan çıkardığım pratik ders şu oldu: acelede hata olur. Laboratuvarda acele etmek, saatlerle değil saniyelerle tehlike getirebilir. "Yetişemeyeceğim" hissi her zaman gerçek tehlikeden büyüktür.