İnsan doğası gereği iyi midir, yoksa kötü mü? Bu soru insan doğası felsefesinin merkezini oluşturur ve Doğu ile Batı düşünce gelenekleri yüzyıllar boyunca farklı yanıtlar üretmiştir. Hobbes ne der? Thomas Hobbes, insan doğasını özünde rekabetçi ve bencil olarak tanımlar. Devlet ve toplum sözleşmesi olmadan hayat "yalnız, yoksul, kötü, vahşi ve kısa" olurdu. İnsan doğası felsefesinde Hobbes'un bu kötümser tasviri, neden güçlü kurumlara ihtiyaç duyduğumuzu açıklamak için kullanılmıştır. Rousseau ne der? Jean-Jacques Rousseau bunun tam karşısındadır. Ona göre insan özünde iyidir; onu bozan, yozlaştıran uygarlık ve toplumdur. "Asil vahşi" metaforu buradan gelir. İnsan doğası felsefesi açısından Rousseau, bozulmanın kaynağının içimizde değil dışımızda olduğunu savunur. Mencius ve Hsün Tzu ne der? Çin felsefesinde de bu tartışma var. Mencius insanın özünde iyi olduğunu, kötülüğün koşulların sonucu olduğunu savunur. Hsün Tzu ise tersine, insanın özünün kötü, ahlaki gelişimin ise eğitim ve kültürün ürünü olduğunu öne sürer. Bilim bu konuda ne söylüyor? Evrimsel psikoloji hem işbirliği hem de rekabet eğilimlerinin insan doğasının parçası olduğunu gösterir. Bebek çalışmaları, çok küçük yaşlarda bile yardım etme ve adalete dair sezgilerin bulunduğuna işaret eder. Öte yandan saldırganlık ve kayırma da evrensel. Yani insan doğası felsefesinin bu soruya bilimsel yanıtı şudur: İkisi de var, bağlam hangisinin öne çıkacağını belirler. Peki bu tartışma neden önemli? Cevabınız, eğitim, hukuk ve siyaset anlayışınızı şekillendirir. İnsanı özünde iyi görüyorsanız özgürlüğü ön plana alırsınız; kötü görüyorsanız denetimi. Bu yüzden insan doğası felsefesi soyut değil, son derece pratik bir sorundur.