Yaşlı Adam ve Deniz etkisi bende geç geldi. İlk okuduğumda yirmi yaşındaydım; iyi bir balık hikayesi gibi görünmüştü. Otuz beşinde yeniden aldım elimde; tamamen başka bir kitap okudum. Fark neredeydi? Yaştaydı büyük ihtimalle. Yirmisinde yenilgiyi soyut kavrar insan; otuz beşinde kaybettiğin şeyler var, bırakan rüyalar var, yeniden başlangıçlar var. Yaşlı Adam ve Deniz etkisi bu birikimle okunum çok farklı açıldı. Kitabın beni en çok tuttuğu bölüm balığı tuttuğu ama taşıyamadığı sahneydi. Tüm çabanın ardından denizin ona bıraktığı. Bu sahneyi okurken bir şey geçti içimden; bazen en büyük başarın olur ama onu tam anlamıyla götüremezsin. Hayat böyle şeyler yapıyor. Yaşlı Adam ve Deniz etkisinin bende bıraktığı kalıcı iz şu oldu: yenilgi nasıl taşınır sorusu. Yaşlı adam yenik değil; kayıpla büyük bir zarafetle yaşıyor. Bu zarafet nasıl edinilir? Kitap cevap vermiyor; ama soruyu koyuyor. Bu kitabı okuma biçimim de değişti. Artık bir kitabı bir kez okuyup rafına koymuyorum hep. Bazı kitaplar farklı dönemlerde farklı şeyler söyler; Yaşlı Adam ve Deniz bunun en net örneği benim için. Beş yıl sonra yeniden okuyacağım. Ne göreceğimi bilmiyorum; ama farklı bir şey olacağından eminim. Büyük kitaplar insanla büyür.