Sahne korkusu aşmak dışarıdan kolay görünür. 'Sadece çıkarsın, o kadar' derler. Çocukluğumdan beri her okul sahnesinde donardım; kollar tutmaz, ses çıkmaz, zihin boşalır. Bu duyguyu bilenler anlar. Sahne korkusu aşmak için yıllar boyunca kaçtım. Sunuş yapmamak için hasta numarası yaptım, sahneye katılmamak için mazeretler buldum. Kaçmak işe yaramadı; korku küçülmedi, büyüdü. Otuz yaşında bir tiyatro atölyesine girdim. İlk gün 'kendinizi tanıtın' dediklerinde kalbim hızlandı. Ama bu sefer kaçmadım. O tanıtımdan sonra düşmedim, ölmedim, herkes normal davrandı. Küçük bir kazanım ama sahne korkusu aşmada ilk adım buydu. Atölye sürdükçe korkuyu analiz etmeye başladım. Korku ne anlama geliyor? 'Hata yaparsam ne olur?' sorusuna gerçekçi cevaplar aradım. Çoğunlukla cevap şuydu: 'Hiçbir şey felaket olmaz.' Bu farkındalık korkuyu bitirmedi ama küçülttü. Sahne korkusu aşmada benim için en işe yarayan şey küçük, tekrarlayan maruz kalma. Her atölyede biraz daha risk aldım. Her riskten sonra hayatta kaldım. Bu birikim güven oluşturdu. Şimdi sahneye çıkmadan önce hâlâ titriyorum. Ama artık bu titreme beni durdurmуyor. Sahne korkusu aşmak, korkunun bitmesi değil, korkunun yanında hareket etmeyi öğrenmek demek.