Almanya'da Almanca öğrenme deneyimim Berlin'de bir dil kursuyla başladı. Türkiye'de iki yıl Almanca çalışmıştım; gramer kitabı, uygulama, haftalık ders. Bavulumu toplayıp uçağa bindiğimde hazır olduğumu sanıyordum. Havalimanı çıkışındaki birincilik sınavında sınıfta kaldım: taksi şoföründen "wohin?" sorusunu duyduğumda donakaldım. Adres söyledim ama telaffuzum o kadar tutuksuzdu ki şoför tekrarlamam gerekti. Almanya'da Almanca öğrenmenin Türkiye'de öğrenmekten farkı basit: gerçek konuşmalar bekler. Market kasiyeri hız bekliyor. Eczacı açıklama yapıyor. Komşu merdivende bir şey soruyor. Bu anlarda kitaptan öğrendiğin gramer işe yarıyor ama seslerin, ritmin, hızın öğrenimi farklı bir şey. Kursa ilk gittiğimde sınıfta Türkiye, Suriye, Vietnam, Brezilya'dan insanlar vardı. Hocamız Almanca öğretiyordu ve Almancayla anlatıyordu. İlk hafta yarısını anlamadım. İkinci hafta daha fazlasını anladım. Bağlam, söyleneni tamamlıyordu. O dönemde öğrendiğim şey şuydu: yüzde yüz anlamadan da anlayabilirsiniz. Geri kalanı yüz ifadesi, ses tonu ve durum tamamlıyor. Almanya'da Almanca öğrenmenin en zor kısmı cesaret meselesi. Hata yapmaktan korkmak, konuşmamak anlamına geliyor. Konuşmamak ise ilerlememek. Bir Alman meslektaşım bana şunu söyledi: "Hata yaptığında seni yargılamıyorum, öğrendiğine seviniyor olabilirim." O cümle bir şeyi açtı. Artık fırsat bulduğumda konuştum, yanlış konuştum, düzeltildim, not aldım. En çok ilerlediğim dönem ise bir kafede garsonluk yapan yaşlı Türk göçmeniyle tanıştığım dönemdi. Türkçeyle bana Almancasını anlattı: "Ben buraya geldiğimde hiç bilmiyordum. Yıllarca kafayı yedim ama öğrendim." O konuşmanın ardından Almanya'da Almanca öğrenme yolculuğuna farklı gözle baktım. Uzun bir süreç, ama bitmiyor değil. Şu an o ilk taksi anısına gülebiliyorum. "Wohin" sorusuna artık düzgün cevap veriyorum. Ama asıl başarı, doğru cevap vermek değil, yanlış cevap verdikten sonra tekrar denemek oldu.