Orhan Pamuk Nobel eleştirisi, Türkiye'de edebiyat tartışmalarından çok ulusal kimlik ve dış dünyaya temsil sorularına dönüşme eğiliminde. Bu dönüşümün kendisi analiz gerektiriyor. Orhan Pamuk Nobel ödülünü 2006 yılında aldı. Ödülün açıklanmasından önceki dönemde Türkiye'deki yankı çoğunlukla olumlu ya da temkinliydi. Ödül duyurulduktan sonra kamuoyunun belirli bir kesiminde sahiplenme, başka bir kesimde ise dışlama ve şüphe dalgası başladı. Bu iki tepkinin arka planını incelemek, Türkiye'deki entelektüel iklim hakkında çok şey söylüyor. Orhan Pamuk Nobel eleştirisi çoğunlukla edebiyat dışı argümanlar üzerine inşa edildi. Yazarın siyasi beyanları, Türkiye'yi eleştirdiği söylemleri ve Batı medyasına verdiği röportajlar, edebi değerlendirmenin önüne geçti. Bir yazarın ülkesi hakkında oldumsuz kanaatler dile getirmesi ile o yazarın yapıtlarının edebi değeri arasındaki sınır, kamuoyunda net biçimde kurulamadı. Bu gerilim daha geniş bir soruya işaret ediyor: Türk edebiyatı uluslararası düzeyde tanınmak için hangi şartları taşımalı? Kimi çevrelere göre Batı'nın ilgi gösterdiği Türk edebiyatı, Batı'nın Türkiye hakkındaki egzotik ya da eleştirel beklentilerini besleyen eserlerdir. Bu argüman hem bir gözlemi hem de bir önyargıyı barındırıyor. Orhan Pamuk Nobel eleştirisi aslında bir yazar üzerinden yürütülen kimlik politikasıdır. Yapıtlar yerli çevrelerde yeterince okunmadan, üzerinde tartışılmadan değerlendirildi. Edebiyat tartışmasının milliyetçi ya da anti-milliyetçi refleksle yer değiştirmesi, hem edebiyat eleştirisi kültürünü hem de kamusal tartışmanın kalitesini zayıflattı. Yapıcı bir tutum, yazarın siyasi konumundan bağımsız olarak metni değerlendirmeyi başarmayı gerektiriyor.