Sabah 5'te uyanmak, görev listeni optimize etmek, derin çalışma blokları oluşturmak, her molayı stratejik planlamak, verimlilik takıntısı, son yıllarda başarı kültürünün temel dili haline geldi. Üretkenlik içeriklerinin aldığı tıklama sayıları, bu dilin ne kadar revaçta olduğunu açıkça gösteriyor. Ama verimlilik takıntısının karanlık bir boyutu var: İnsanı araçlaştırıyor. Her zaman dilimini çıktıya dönüştürme baskısı altında, kendiliğinden gelen merak, amaçsız oyun ve yaratıcı atalet için yer kalmıyor. Oysa birçok önemli fikrin, keşfin ve sanatsal yapıtın tam da bu boşluklardan çıktığı biliniyor. Veimlilik takıntısı aynı zamanda neyi ürettiğin sorusunu geri plana itiyor. Eğer her şeyi verimli biçimde yapıyorsanız ama yanlış şeyler yapıyorsanız, bu verimlilik mi yoksa sistematik bir sapma mı? Üretkenlik araçları ve metodolojileri bu soruya cevap vermiyor; yalnızca hız ve hacmi artırıyor. Bir de sınıf boyutu var. Verimlilik takıntısı çoğunlukla ayrıcalıklı kitlelere hitap ediyor. Gece vardiyasında çalışan, birden fazla işi olan ya da çocuk bakımını tek başına üstlenen biri için sabah rutini ve derin çalışma bloğu lüksü, gerçekten erişilebilir değil. Bu bağlamda verimlilik kültürü, belirli bir yaşam biçimini norm olarak sunuyor. Verimlilik takıntısına itiraz etmek, tembel olmanın savunuculuğunu yapmak değil. Çıktı hedeflemek, dikkatini yönetmek, zamanı değerlendirmek, bunlar gerçekten faydalı beceriler. Sorun, verimlilik ölçütünün her insan faaliyetine uygulanmasında ve bu baskının zamanla iç sese dönüşmesinde. Bazen verimli olmamak, en sağlıklı tepki.