Yeni nesil akıllı saatler her şeyi yapıyor ama bir gün bile zor dayanıyor. Eski modeller ise bazen 1 saat şarjla 7 güne ulaşabiliyor. Bu fark nereden geliyor? Cevabın özü bekleme modunda ne yapıldığında yatıyor. Eski saatler, özellikle Pebble, Garmin'in eski modelleri ya da Amazfit'in bazı serileri ekranı kapattıklarında işlemcilerini neredeyse tamamen uyutuyor. Akıllı saat pil tasarrufu açısından bu yaklaşım çok etkili: pil sadece zaman tutma devresi ve bağlantı modülü için enerji harcıyor. Bu hallerde anlık güç tüketimi miliwatt seviyesine iniyor. Yeni saatlerde ise arka planda sürekli çalışan şeyler var: kalp atış sensörü 5-30 saniyede bir ölçüm alıyor, GPS bazen pasif dinlemede bekliyor, Bluetooth yerine Wi-Fi bağlantısı aktif tutuluyor, hatta bazı modellerde ekran saatlik güncellemeler için kısa aralıklarla yeniden çiziliyor. Bunların toplamı pilin gece boyunca %20-30 erimesi demek. Bunu tersine çevirmek için bazı eski modeller "Ultra Low Power" veya "Watch-only" moduna sahip. Bu modu açtığınızda saat adım sayar, zamanı gösterir ama bildirim almaz, sürekli kalp ölçümü yapmaz. Pil tüketimi dramatik biçimde düşer. Modern saatlerde de benzer bir şey yapılabilir: kalp atış ölçüm sıklığını manuel olarak her 30 dakikaya indirin, always-on ekranı kapatın, Wi-Fi'yi devre dışı bırakın, yalnızca Bluetooth bırakın. Bu ayarlar yeni bir saatte bile pil ömrünü 1-2 günden 4-5 güne taşıyabilir. Eski modellerin avantajı bu tercihlerin fabrikadan yazılım tarafında ön tanımlı gelmesiydi.