Olasılık korkusu yenmek benim için bir anda gerçekleşmedi. Küçük küçük adımlar, yavaş yavaş birikti. Olasılık soruları beni yıllarca tedirgin etti. Cevabı bulamayınca "bu konu böyle işte, benim alanım değil" diyordum kendime. Ama bu teselli değil, kaçışmaydı. Korkuda iki katman vardı. Birincisi: öğrenirken kafam karışıktı. Permütasyon mu kombinasyon mu, koşullu olasılık ne demek, bağımsız olaylar nasıl çalışıyor, bunlar bir arada yığılıydı. İkincisi: sınavda tuzak soruların olduğunu düşünürdüm, ama çoğu zaman kendim kurardım o tuzağı. Olasılık korkusunu yenmek için somutla başladım. Zar. Para. İki bağımsız olayın örneği. Bunları elle çizdim, sayım ağacı, tüm mümkün sonuçlar. Formüle geçmeden önce "kaç sonuç mümkün?" sorusunu kendim yanıtladım. Bu yaklaşım işe yaradı. Koşullu olasılık da somutlaştı: "A zaten olmuşsa B'nin olma ihtimali" demek, numuneyi daraltmak anlamına geliyordu. Bunu bir tablo üzerinde gördüğümde anlam kazandı. Olasılık korkusu yenmek sürecinde en büyük dönüm noktası şu oldu: bir soruyu yanlış çözdükten sonra neden yanlış yaptığımı analiz ettim. Formülü yanlış uygulamış değildim, yanlış formülü seçmiştim. Soruyu iyi okumamıştım. "İki olaydan en az biri" ile "tam olarak biri" farklı şeyler. Şimdi olasılık benim keyifli bulduğum bölümlerden. Her soru küçük bir bulmaca gibi. Korkuyu yendim çünkü teslim olmak yerine nereden geldiğini araştırdım.