Sörf dersi deneyimi romantic bir fotoğrafla başladı bende. Okyanus, tahta, sürükleniş. Gerçek biraz farklıydı: beş kez düşmek, burnuma su dolmak ve tahta kafama çarpmak. Birikme kararını uzun süre önce verdim ama fırsatı bulamadım. Sahil kasabasına gittiğimde sahilde küçük bir okul vardı, tabelayı görünce içeri girdim. Sörf dersi deneyiminde ilk gün teoride geçiyor. Dalganın nasıl çalıştığı, tahta üzerinde duruş pozisyonu, nasıl kalkınacağın. Kumda pratik yaptık, yatarak kalkma. Kolay görünüyordu. Suya girdiğimizde her şey değişti. Dalga altına girince ayaklar yerden kesiliyor, tahta kontrolden çıkıyor, denge tamamen farklı çalışıyor. Kalkma pozisyonunu kumda mükemmel yaptım, suda sıfır. Birinci haftanın sonunda kısa mesafeli binişler yapabildim. Ayağa kalktım, birkaç saniye durdum, devrildum. Her devirme bir şey öğretti. Sol tarafa eğiliyordum, bunu fark ettim dördüncü günde. Sörf dersi deneyiminin en güzel yanı ilerlemeyi hissetmek. Küçük ilerlemeler bile heyecan veriyor. Dört saniye oldu beş saniye, bu mutluluk verdi gerçekten. Üçüncü haftanın sonunda kırk beş saniye boyunca ayakta kaldım. Fotoğraftaki o görüntüye yaklaşmadım ama o his, o kırk beş saniye yeterliydi. Beden hafızası dediğimiz şeyi sörf dersi deneyiminde ilk kez anladım. Bazen kaslar bilmeden yapıyor. Düşünmeden doğru pozisyona girdiğimde, anlıyorum ki bir şeyler yerleşmiş. Devam etmek istiyorum.