Kitap üç kez bırakılmıştı. İlk sefer yirmi sayfada, ikinci sefer kırk sayfada, üçüncü sefer tam yüzüncü sayfada. Kapağına her baktığımda hem suçluluk hem de direnç hissettim. O hisler kitabı kapatmamı mı sağlıyordu, yoksa kapatmaktan mı doğuyordu, hâlâ tam bilmiyorum. Zor kitabı bitirmek meselesi benim için çok boyutluydu. Bir kitap neden zor olur? Ya dil yoğundur, ya kavramlar birikimlidir, ya da duygusal olarak zorlar. Benim kitabımın durumu şuydu: karakterlerin kararları beni rahatsız ediyordu. Onları okumak kendi kararlarımla yüzleşmek gibi hissettiriyordu. Zor kitabı bitirmek için bu sefer bir kural koydum: haftada en az elli sayfa, bölümü bitirsem bile dur. Bu ritim oluşturunca devamı çok daha kolay oldu. Beyin büyük görevi küçük parçalara böldüğünde direnç azalıyor. Bitirdiğim gün duygularım karışıktı. Rahatlama vardı, uzun süredir taşınan bir şeyin tamamlanması. Ama aynı zamanda şaşkınlık: beklediğim tatmin gelmedi. Kitap beni tüm sorularıma cevap vermedi. Bazı şeyleri çözümsüz bıraktı. Zor kitabı bitirmek bana şunu öğretti: bazı kitaplar tamamlandığında kapanmaz, açılır. O kitap bittiğinde içinde yeni sorular bıraktı. Ve bu belki iyi bir kitabın işaretiydi, cevaplayanlar değil, soru soranlar.