Konya çinicilik atölyesi geleneği, şehirde son aylarda hız kazanan bir diriliş hareketiyle yeniden canlanıyor. Selçuklu döneminin özgün çini sanatını yaşatmayı hedefleyen birkaç atölye, uzun yıllar sonra üretim mekanlarını yeniden faaliyete geçirdi. Konya çinicilik atölyesi açılışlarının arka planında birkaç etken birleşiyor. Türkiye'nin kültürel miras turizmine yönelik artan uluslararası ilgi, zanaatkâr ürün talebi ile geleneksel yapı restorasyon projelerinde özgün malzeme kullanımına yönelik talep bu etkenlerin başında yer alıyor. Yerel yönetimin de atölye açılışlarını mekân tahsisi ve tanıtım desteğiyle teşvik ettiği öğrenildi. Üretim sürecinin kendisi de dikkat çekici bir boyut taşıyor. Selçuklu çini geleneğinde kullanılan pişirme teknikleri ve sır formülleri, standartlaştırılmış sanayi üretiminden köklü biçimde ayrışıyor. Konya çinicilik atölyesi ustalarının büyük bölümü, atölyeler kapatılmadan önce mesleki bilgiyi kuşaktan kuşağa taşıyan ailelerin torunlarından oluşuyor; bu süreklilik hem otantiklik hem de müşteri güveni açısından pazarlama değeri taşıyor. Pazar boyutu da göz ardı edilemez. Yurt içi mimari restorasyon projeleri, özellikle cami ve tarihi yapıların onarımlarında orijinal tekniğe yakın çini malzeme talebini artırdı. İhracat cephesinde ise Körfez bölgesi ve Orta Asya pazarlarından gelen sipariş ilgisi atölyelerin sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor. Konya çinicilik atölyesi girişiminin önündeki en büyük engel, nitelikli usta yetiştirilmesi meselesi. Tekniği ustaya özgü binlerce saatlik pratiğe dayandığı için kısa süreli eğitimler yeterli olmuyor. Mevcut ustaların büyük çoğunluğu ileri yaşta; genç kuşağın bu sanatı mesleki yol olarak benimsemesini cazip kılacak ekonomik koşullar ve kariyer yapıları oluşturmadan sürdürülebilir bir gelecek tasarlamak güçleşiyor.