Sıkıcı kitabı bitirmek için birkaç kez denedim. Her seferinde aynı sayfada uyukladım. Ama bir inat tuttu: bitireceğim. O kitabın adını söylemeyeceğim. Çünkü o kitap başkası için muhtemelen sıkıcı değil. "Sıkıcı" öznel bir yargı ve bu yazının konusu bu yargı değil, onunla ne yaptığım. Sıkıcı kitabı bitirmek için benimsediğim ilk yöntem: günde sadece iki sayfa. Katlanılabilir bir doz. O iki sayfayı her gün yaptım. Yavaş ilerledi ama ilerledi. Yaşadığım ilginç şey: ilerledikçe kitap değişmedi ama bakış açım değişti. Neden bu kadar sıkıcı buluyorum? Beklentim neydi? Bu beklenti nereden geldi? Sıkıcı kitabı bitirmenin on beşinci günü bir şeye takıldım. Tek bir paragraf. Başka hiç şey demiyordu o kitap ama o paragraf dürüsttü. Beklenmedik bir düşünce. O paragrafı not ettim. Sonunda o kitabı bitirdim ve geriye döndüğümde şunu gördüm: yüzde doksanı verimsiz, yüzde onu değerliydi. Ama o yüzde onu, sabırla okumadan bulmak mümkün değildi. Sıkıcı kitabı bitirmek sabır egzersiziydi. Her iyi kitap kolay okunmuyor. Her zor kitap sıkıcı değil. Bu iki şeyi birbirinden ayırt etmeyi o deneyimle öğrendim.