On altı yaşında babasının yokluğunda Makedonya'yı yönetti, Trak isyanını bastırdı ve Aristoteles'in öğrencisi olarak büyüdü. Yirmi yaşında tahta geçtiğinde Büyük İskender fetihleri henüz hayal bile değildi; ama o, haritaya bakarken başkalarının göremediği bir şeyi görüyordu: sınır. M.Ö. 334'te başlayan Büyük İskender fetihleri, insanlık tarihinin en hızlı ve en geniş kapsamlı askeri harekâtlarından biri oldu. On bir yıl içinde Makedonya'dan Mısır'a, Pers İmparatorluğu'ndan Orta Asya'ya, oradan Hindistan'ın sınırına kadar uzanan devasa bir coğrafya fethedildi. Toplam mesafe yaklaşık 30.000 kilometre; bu, at sırtında geçilen bir ömrün izi. Granikos Muharebesi, bu destanın ilk sayfasıydı. Anadolu'da Pers kuvvetleriyle yapılan bu savaşta İskender, nehri geçerek cepheye daldı ve şahsen en ön safta savaştı. Bu tarz liderliği hem korkusuzluğun hem de büyük bir riskin göstergesiydi; zira Granikos'ta bir Pers süvarisi ona neredeyse ölümcül bir darbe vuracaktı. İskender, tüm savaşlarında aynı öncü rolü üstlendi. İssus Muharebesi'nde (M.Ö. 333) Pers Şahı III. Darius ile doğrudan karşılaştı. Darius, çok büyük bir kuvvetle İskender'i kuşatmayı planlamıştı; ama dağlık arazi dar bir muharebe alanı yarattı ve Pers sayı üstünlüğünü etkisizleştirdi. Darius savaş alanından kaçtı; ailesi ve hazinesi İskender'in eline geçti. Bu zafer, Büyük İskender fetihleri serüveninin Doğu'ya tamamen açıldığının işaretiydi. Mısır'ı fethettiğinde halk onu Pers egemenliğinden kurtarıcı olarak karşıladı. İskenderiye şehrini kurdu; bu şehir yüzyıllar boyunca Akdeniz'in entelektüel başkenti oldu. Siwa vahası'ndaki Amon tapınağına giderek tanrısallığını teyit ettirdi. Hem Makedon hem Mısır kimliğini benimsedi; bu esneklik, gittiği her yerde yerel unsurları kazanmasının sırrıydı. Gaugamela (M.Ö. 331), Büyük İskender fetihleri arasında stratejik derinliğin zirvesiydi. Darius bu kez düz ovada meydan okudu ve sayısal avantajını kullanmaya çalıştı. İskender yoğun bir süvari hamlesiyle doğrudan Darius'un bulunduğu merkezi hedef aldı. Pers ordusu dağıldı; Persepolis yolu açıldı. Sarayların yakılması, antik kaynaklarda hâlâ tartışılan bir eylem olarak kayıtlara geçti. Hindistan sınırında ise ordu ilk kez duraksadı. Askerler yıllar süren seferden yorgun düşmüştü; Hifasis Nehri'nin ötesine geçmeyi reddettiler. Bu, Büyük İskender fetihleri tarihinin en insan boyutlu anıydı: Bir ordunun, hükümdarına "yeter" diyebildiği an. M.Ö. 323'te Babil'de, henüz otuz iki yaşında öldü. Geride ne açık bir varis ne de sağlam bir yönetim sistemi bıraktı. İmparatorluğu generalleri arasında parçalandı. Ama bıraktığı kültürel miras, Helenistik çağ adıyla yüzyıllarca yaşamaya devam etti.