Yetişkin öğrenci üniversite deneyimim, otuz yedi yaşında başladı. Yıllar önce yarıda bırakmıştım, para, iş, hayat. Artık dönmek istiyordum. Kayıt yaptırdığım ilk gün, kayıt bürosunda yirmi yaşındaki öğrencilerle aynı sıraya girdim. Tuhaf bir his. Ben çocuklarından büyüktüm bazılarının. Ve hepimiz aynı oryantasyon toplantısına gidiyorduk. Yetişkin öğrenci üniversite deneyiminin ilk zorluğu akademik ritme geri dönmek oldu. Uzun süredir "ders çalışmamıştım." İlk dönem, hem çalışıyordum hem okuyordum. Zaman yönetimi bambaşka bir boyut aldı. Sabah altıda kalkıp gece yarısına kadar birşeylerle uğraşmak. Sınıfta fark ettim: Genç öğrenciler hızlıydı, yeni şeyleri kolayca aldılar. Ben yavaştım ama bağladım. Öğrendiğim şeyleri hemen bir yere oturtabiliyordum, "ah, bunu iş hayatında gördüm" türünden bağlantılar. Bu benim için bir avantajdı. En beklenmedik şey, öğretim üyeleriyle ilişkiydi. Bazıları yetişkin öğrenci üniversite deneyimini takdirle karşıladı, ilgilendi. Bazıları ise dikkate almadı bile. Her ikisi de gerçek. Mezun olduğumda ne hissettim? Bir çevre kaplayan şeyi bitirmiş gibi. Yıllar önce bıraktığım bir cümleyi tamamlamış gibi. Ve bu duygu, beklenenden çok daha değerliydi. Yetişkinken okumak, gençken okumaktan farklı. Daha az eğlenceli değil, sadece farklı. Neyi öğrendiğini biliyorsun. Ve bu fark, her şeyi değiştiriyor.