Hasır dokuma modern dönüşüm tartışması, geleneksel el sanatlarının çağa ayak uydurma çabasını ve bu süreçte yaşanan kimlik krizini gözler önüne serer. Söz konusu sanat hem modernleşiyor hem de kaybolma tehdidiyle yüz yüzedir; bu iki süreç birbirini dışlamak yerine aynı anda ilerleme eğilimindedir. Hasır dokuma modern dönüşüm sürecinin olumlu yanı, genç tasarımcıların bu sanatı çağdaş iç mekân estetiğiyle buluşturmasıdır. Minimalist çizgilerle üretilmiş hasır tepsiler, duvar panoları ve sepetler, uluslararası tasarım pazarlarında talep görmektedir. Bu talep sanatı ekonomik olarak canlı tutmaktadır. Ancak hasır dokuma modern dönüşüm sürecinin karanlık tarafı da görmezden gelinemez. Modernleşen formlar çoğu zaman geleneksel motiflerden ve bölgesel kimlikten kopar. Üretim hızlanırken kalite standardı düşebilir. Seri üretim baskısı, zanaatkârları geleneksel tekniklerden vazgeçmeye zorlar; bu da o tekniklerin kuşaktan kuşağa aktarılmasını tehlikeye atar. Bir başka sorun ise zanaatkârların ekonomik değerden pay alıp almadığıdır. Tasarım markalaması ön plana çıktığında değerin büyük bölümü markaya kalır; üretimi yapan usta ise düşük ücretle çalışmaya devam eder. Bu yapısal eşitsizlik sürdürülemezdir. Hasır dokuma modern dönüşüm için sağlıklı bir yol, sanatçının ekonomik gücünü koruyarak geleneksel tekniği yaşatmayı ve çağdaş tasarımla diyalog kurmayı aynı anda başarmaktır. Bu denge kurulmadığında modernleşme değil asimilasyon yaşanır.