Moda sürdürülebilirlik söylemi, sektörün son on yılının en çok tekrarlanan cümlesine dönüştü. Her koleksiyon lansmanında 'sorumlu üretim', 'karbon nötr hedef' ve 'döngüsel moda' ifadeleri boy gösteriyor. Peki bu sözlerin arkasında gerçek bir dönüşüm mü var, yoksa pazarlama kalıbı mı? Moda sürdürülebilirlik iddialarının test edilmesi zor. Endüstri, bağımsız denetim standartlarını reddediyor ya da yalnızca kendi belirlediği kriterlere göre raporlama yapıyor. 'Geri dönüştürülmüş malzeme kullanıyoruz' ifadesi, bir koleksiyonun yüzde beşine tekabül edebilir; ama tüketiciye bu detay sunulmaz. Greenwashing, yani yeşil boyama, moda sektöründe sistematik bir pazarlama stratejisine dönüşmüş durumda. Küresel liflerin yüzde altmışından fazlasını üreten sentetik kumaş sektörünün salgıladığı mikroplastik kirliliği, moda markaların 'organik koleksiyon' lansmanlarıyla örtbas edilmektedir. Moda sürdürülebilirlik meselesi böyle ele alındığında, söylemin yüzeyselde kaldığını görmek zorlaşmıyor. Bunun ötesinde, sürdürülebilirlik yalnızca malzeme meselesi değildir. Çalışan hakları, üretim atıkları, su tüketimi ve lojistik karbon ayak izi de bu hesabın parçasıdır. Büyük markaların büyük bölümü, bu başlıkları kamuoyu raporlarında yeterince şeffaf biçimde ele almamaktadır. Tüketicinin yapabileceği en güçlü şey, iddiaları sormak ve kaynak talep etmektir. Markaların gerçek sürdürülebilirlik verilerini bağımsız kuruluşlar aracılığıyla doğrulatmasını beklemek, bir hak olarak benimsenmelidir.