Adalet eşitlik midir, yoksa hakkaniyet midir? Bu soru adalet felsefesinin tam merkezinde durur ve sezgisel bir yanıtı olmadığı için tartışmalar yüzyıllardır sürmektedir. Eşitlik olarak adalet ne demektir? Eşitlik (equity değil, equality anlamında) herkesin aynı muameleyi görmesi demektir. Yasa önünde herkes eşittir; herkese aynı kaynak, aynı hak, aynı fırsat verilir. Bu görüşün cazibesi, tarafsızlığıdır: Kimseye ayrıcalık tanınmaz. Ama sorun nerede? Bir görsel bunu somutlaştırır: Farklı boyda üç kişi aynı yükseklikte kutunun üzerinde durarak bir maçı izlemeye çalışıyorsa, aynı kutu herkese eşit verilse de en kısa kişi hala göremez. Adalet felsefesi açısından bu eşitlik, ama adil değildir. Hakkaniyet olarak adalet ne demektir? Hakkaniyet (equity), herkesin aynı muameleyi değil, ihtiyacına göre muameleyi görmesidir. Kısa kişiye daha yüksek kutu verilir; uzun kişiye hiç kutu gerekmez. Sonuç: Herkes maçı izler. Adalet felsefesinin bu yaklaşımı, eşitsizliği düzeltmek için farklı muameleyi meşru görür. Rawls ne der? John Rawls, adalet felsefesinin modern mihenk taşlarından biridir. "Cehalet örtüsü" deneyi şunu sorar: Toplumda hangi konumda doğacağınızı bilmeseydiniz, zengin mi, yoksul mu, hangi etnik kökenden, hangi cinsiyetten, nasıl bir toplum kurardınız? Rawls'a göre makul bir kişi en dezavantajlı grubu koruyacak kuralları seçerdi; bu onun "fark ilkesi"dir. Hangisi daha adil? Adalet felsefesi içinde bu ikisi zaman zaman çatışır, zaman zaman tamamlar birbirini. Cezai hukukta eşitlik ön plana çıkar; sosyal politikada hakkaniyet daha güçlü bir argüman sunar. Hangi bağlamda hangisinin uygulanması gerektiğini belirlemek ise salt mantıkla değil, değerler ve toplumsal uzlaşıyla şekillenir.