Erteleme alışkanlığım lise yıllarına kadar gidiyor. Her sınav öncesi aynı senaryo: \"Yarın daha verimli çalışırım.\" Yarın gelir, aynı sözü verirdim.\n\nÜniversitede bu alışkanlık daha pahalıya patladı. Ödevler son dakikaya kaldı, projeler özensizleşti. Ama en tuhafı şuydu: ertelemek rahatlık vermiyordu. Tam tersine, sürekli altta kalan bir kaygı taşıyordum.\n\nErteleme alışkanlığını araştırmaya başladığımda şaşırdım. Bunun tembellikle değil, duygu düzenlemeyle ilgisi olduğunu okudum. İşi erteliyorum çünkü o işi yaparken hissedeceğim rahatsızlıktan kaçıyorum.\n\nBunu fark etmek ilk gerçek adımdı. Artık kendime \"tembel\" demek yerine \"ne hissediyorum?\" diye sordum. Cevap çoğunlukla mükemmeliyetçilik korkusuydu. Ya yetmezse? Ya beğenilmezse?\n\nErteleme alışkanlığını kırmak için bende işe yarayan şey: iki dakika kuralı. Herhangi bir görev için \"sadece iki dakika başla\" demek. İki dakika ilerlediğinde genellikle duraksamamak geliyor.\n\nBir de fiziksel ortam. Telefonu başka odaya bırakmak. Çalışma ortamını sadece o iş için hazırlamak. Beyin alışkanlıkları mekânlarla bağlıyor, bunu kendi deneyimimde gördüm.\n\nTamamen kurtuldum mu? Hayır. Hâlâ ertelediğim şeyler var. Ama artık saatler değil, dakikalar eriyor. Ve en önemlisi, ertelemenin ne anlama geldiğini biliyorum. Bu bilinç, yıllarca yoktu.