Güvenilmez anlatıcı kavramı, anlatıbilimin (narratoloji) en verimli analitik araçlarından biri olarak anlatı kuramcılarının ve eleştirmenlerin gündeminde kurucu bir yere sahiptir. Terimi sistematik biçimde ilk kullanan Wayne C. Booth'tur; 1961 tarihli The Rhetoric of Fiction'da örtük yazar (implied author) ile anlatıcı arasındaki normlar çerçevesinde tanımladığı güvenilmez anlatıcı, söyledikleri ya da görmezden geldikleri aracılığıyla metni yanlış yorumlayan anlatıcıyı ifade eder. Güvenilmez anlatıcı analizinde Booth'un temel ayrımı, anlatıcının örtük yazarın normlarıyla uyumsuzluğuna dayanır. Bu uyumsuzluğun tespiti, okurun metindeki ipuçlarını, anlatıcının kendi söylemiyle çelişen bilgiler, olayların anlatıcının açıklamasıyla örtüşmeyen dinamiklerini ortaya koyan bağlam, izleyerek yapması gerekir. Bu nedenle güvenilmez anlatıcı aynı zamanda aktif bir okurun varlığını varsaydığı için belirli bir okur-metin ilişkisini önkabul olarak benimser. Anlatıbilimsel taksonomi bu kavramı refinere etmiştir. Gérard Genette ve onun izinden gidenler, güvenilmezliğin odak (fokalizasyon) ile anlatıcı düzeyleri arasındaki uyumsuzluktan mı yoksa anlatıcının bilgi ve değerlendirmesindeki eksiklikten mi kaynaklandığını ayırt etmeye çalışmıştır. James Phelan'ın önerdiği tipoloji ise güvenilmezliği olgusal yanlış raporlama (misreporting), yetersiz bilgiye dayalı yanlış yorumlama (misreading) ve ahlaki değerlendirmede sapma (misevaluating) olarak üçe ayırır. Metin analizinde güvenilmez anlatıcıyı saptamak için başvurulan teknikler şunlardır: Anlatıcının olayları yorumlama biçimiyle olay sonuçlarının tutarsızlığı; başka karakterlerin anlatıcının tanımlamalarıyla çelişen tepkileri; anlatıcının aşırı vurgulaması ya da değinerek geçiştirdiği alanlar; ve metin içi zamansallık çelişkileri. Tek başına güvenilmezlik bir anlatıcı özelliği değil, metin içinde inşa edilen bir okuma pratiğidir. Güvenilmez anlatıcı kavramının analitik değeri, anlatının yüzeyinin altındaki anlam katmanlarına ulaşmak için okuyu metnin kendi içinde sorgulamaya sevk etmesinden kaynaklanır; anlatıcının aktardıkları kadar aktarmadıkları da anlama katkıda bulunur. Güncel anlatıbilim tartışmaları bu kavramı bilişsel narratoloji çerçevesinde yeniden konumlandırmaktadır. Lisa Zunshine ve Marisa Bortolussi gibi araştırmacılar, güvenilmezliğin algılanmasının kültürel arka plan bilgisine ve okurun zihin modeli (Theory of Mind) kapasitesine ne ölçüde bağlı olduğunu sorgulamaktadır; bu yaklaşım güvenilmez anlatıcı çalışmalarını metinden okura doğru kaydıran bir epistemolojik dönüşüme işaret eder.