Devlet binası insan ölçeği ilişkisi, mimarlık pratiğinin siyasetle en sık çatıştığı alandır. Devlet binaları tarih boyunca büyüklük ve güç mesajı verme eğiliminde olmuştur; ancak bu eğilim bir noktadan sonra vatandaşı küçümseyen değil kucaklayan mekânlar üretmekten uzaklaşmaktadır. Devlet binası insan ölçeği gerilimi, Türkiye'de son yıllarda inşa edilen kamu yapılarında açıkça görülmektedir. Dev avlular, onlarca basamaklı merdivenler, yayaya hitap etmeyen cepheler ve ulaşması güç girişler, vatandaşın kendini küçük hissetmesine yol açmaktadır. Bu his tesadüf değildir; mimari bu etkiyi bilinçli ya da bilinçsiz biçimde üretmektedir. Asıl sorun, ölçeğin işlevselliği aşmasıdır. Bir bakanlık binası, orada çalışacak kişileri, ziyaret edecek vatandaşları ve bulunduğu mahalleyi düşünerek tasarlanmalıdır. Oysa çoğu zaman görsel etki, pratik kullanım kolaylığının önüne geçmektedir. Uzun koridorlar, yetersiz levhalama ve insan trafiğini gözetmeyen kat planları bu tercihin yansımasıdır. Avrupa'daki çağdaş devlet yapıları, büyüklük değil erişilebilirlik üzerine kurgulanmaktadır. Zemin katta şeffaf cepheler, açık ofis düzenleri ve kamusal geçiş noktaları, devlet kurumunun halka ait olduğu mesajını vermektedir. Türkiye'de kamu yapısı tasarım ilkeleri yeniden ele alınmalıdır. Anıtsal ölçek, modern yönetim anlayışıyla bağdaşmayan bir gösteri mimarisini değil; kalıcı ve onurlu bir kamusal varoluşu temsil etmelidir.