Görelilik teorisini anlamak istediğimde tek bir soruyla başladım: zaman neden göreceli? Bu soruyu anlamak aylar aldı. Fizik ders kitabında "ışık hızına yakın hızda giden biri için zaman yavaşlar" yazıyordu. Bunu okudum, anladım, ama içselleştiremedim. Kural gibi ezberlemiştim, sezgisel bir kavrayış yoktu. Görelilik teorisini anlamak için kendi deneyimlerime dayalı benzetmeler üretmeye başladım. Tren deneyi zihnimde neden işe yarıyordu? Çünkü trenin içinde oturan biri ile dışarıdaki biri aynı olayı farklı görüyor. Bu kadarını anladım. Ama "neden ışık hızı sabit kalıyor, gözlemci değişse de?" sorusu takıldı kafama. Görelilik teorisini anlamak için üç farklı kaynak okudum. Popüler bilim kitapları, matematik içermeyen anlatımlar. Bunlar sezgiyi geliştirdi. Ama bir noktada matematik olmadan ilerleyemedim. Lorentz dönüşüm denklemlerini gördüğümde yeniden takıldım. En faydalı denem şu oldu: bir kağıda iki gözlemci çizdim. Biri hareketsiz, biri ışığın hızının yarısında hareket ediyor. Işığın her ikisi için de sabit hızda ilerlediğini kabul ederek ne olması gerektiğini adım adım düşündüm. Bu düşünce deneyi beni "zaman genişlemesi"nin neden zorunlu olduğuna yaklaştırdı. Görelilik teorisini tam olarak "anladım" diyemiyorum. Matematik kısmını hesaplayabiliyorum ama evrenin bu şekilde işlediği gerçeği hâlâ baş döndürücü. Bu baş dönmesinin normal olduğunu öğrendim, büyük fizikçiler bile göreliliği "kabul etmek" ile "kavramak" arasındaki farka dikkat çekmiş.