Ata köyü bulma araştırması benim için bir yenilgiyle başladı. Dedem Karadeniz'den göçmüş bir ailedendi ama köy adını net bilmiyorduk; fonetik bir tutarsızlık içinde zaman zaman iki farklı isim söylenirdi. Ben de bu iki isim arasında dolaştım yıllarca. İlk denememde iki köy adını haritada aradım; ikisi de vardı, ikisi de farklı illerdeydi. Hangisi doğru? Yaşlı akrabalar ikiye bölünmüştü bu konuda. Ata köyü bulma araştırmasının bu kısmı beni en çok uğraştıran yerdi. Bir yaz hafta sonunu bu köylerin ikisine de giderek araştırma yapmaya ayırdım. Birinci köyde kapı kapı dolaştım; soyadımı söyledim, tanıyan var mı diye sordum. İki saat sonra bir yaşlı adam "O soyadı buraya ait değil, o yakın kasabadan çıkmıştır" dedi. İkinci köye geçtim. Köy kahvesinde oturdum, çay ısmarladım, soyadımı zikrettim. Karşımdaki adam kaşlarını çattı, "Dedenin adı Hüseyin mi?" dedi. Hayır, ama büyükbabasının adıydı. Bir bağ yakalandı. Ata köyü bulma araştırması bana şunu öğretti: bu iş arşivde bitmez, sahaya inmek gerekir. Köy kahvesinde sohbet, kapalı arşivlerin açamadığı kapıları açabiliyor. Köyü sonunda doğruladım. Küçük bir yerleşim yeri, ama orada birinin "Sen buradan çıkmasın" soyundan birisin" demesi başka türlü bir duygu bıraktı. Ata köyü bulmak salt bilgi değil; kök hissi.