Ermeni meselesi tarih yazımı, tarih biliminin en çok katmanlı ve en tartışmalı alanlarından birini oluşturuyor. Türk ve Ermeni akademisyenlerin bu olayları nasıl ele aldığı, yalnızca tarih metodolojisi meselesi değil; aynı zamanda hafıza, siyaset ve kimlik meselesini de kapsıyor. Ermeni meselesi tarih yazımında ilk göze çarpan fark, olayların nasıl adlandırıldığıdır. Bu terminoloji seçimi yalnızca semantik değil; kullanılan kavramın taşıdığı hukuki ve ahlaki çerçeve doğrudan tarihin nasıl kurulduğunu etkiliyor. Akademik çevrelerde bu terminoloji tartışması, tarafsız bir tarih yazımının mümkün olup olmayacağı sorusunu da beraberinde getiriyor. Ermenistan başta olmak üzere bazı ülkelerin ve kurumların benimsediği anlatı, olayları sistematik bir imha politikasının ürünü olarak konumlandırıyor. Bu anlatıda Osmanlı arşivleri, askeri emirler ve hayatta kalanların tanıklıkları öne çıkan kaynak kategorileri. Öte yandan bazı Türk akademisyenlerin temsil ettiği karşı anlatı, olayların kapsamını, niyetini ve bağlamını farklı biçimlerde yorumluyor; savaş koşullarını, göç politikalarını ve toplumlar arası şiddeti daha merkezi değişkenler olarak ele alıyor. Ermeni meselesi tarih yazımı tartışmasında metodolojik güçlükler de göz ardı edilemez. Osmanlı arşivlerine erişim tarihsel süreçte kısıtlı kaldı; bu durum araştırmacıların belgeleme kapasitesini etkiledi. Tanıklıkların güvenilirliği, nesilden nesile aktarım sorunları ve siyasi bağlamın arşiv yorumuna etkisi, bunlar herhangi bir tarihsel olay için geçerli metodolojik sorular, ancak bu özel konuda özellikle keskin bir anlam taşıyor. Uluslararası akademide bu meseleyi bağımsız kaynaklara ve karşılaştırmalı tarih yöntemine dayanarak ele alan bir araştırma geleneği var. Bu çalışmalar, tek bir milli anlatının ötesine geçmeye çalışıyor. Tarihsel hakikat arayışının, siyasi konumlanmadan bağımsız biçimde yürütülebileceği alanlar açmak, tarih biliminin bu konudaki uzun vadeli katkısını belirleyecek.