Yağmurlu bir günün ardından güneş açtığında gökyüzünde beliren o renkli yay, hem çocukların hem büyüklerin gözlerini parlatıyor. Gökkuşağı nasıl oluşur sorusunun cevabı, aslında ışığın davranışı hakkında çok şey anlatıyor. Gökkuşağı, güneş ışığının havadaki su damlacıklarıyla etkileşiminden doğar. Bu etkileşim üç adımda gerçekleşir: kırılma, yansıma ve tekrar kırılma. Güneş ışığı, birden fazla rengi aynı anda içeren beyaz ışıktır, ya da daha doğrusu, bütün görünür renkleri barındıran geniş spektrumlu bir ışıktır. Bu ışık su damlasına girdiğinde ilk kırılma olur. Su, havadan daha yoğun bir ortam olduğu için ışık hızını düşürür ve yönünü değiştirir. Ama her renk biraz farklı açıyla kırılır. Mor ışık en fazla, kırmızı ışık en az eğilir. Bu ayrışma, renklerin birbirinden kopmasına neden olur. Ayrışmış renkler, damlanın arka yüzeyinde yansır. Ardından damlanın çıkış noktasında ikinci bir kırılma daha yaşanır. Bu iki kırılma ve bir yansıma, her rengi farklı bir açıya yönlendirerek gökkuşağı nasıl oluşur sorusunun fiziksel cevabını verir. Sizi gözlemci olarak görecek olursanız: kırmızı renk yaklaşık 42 derece, mor renk ise yaklaşık 40 derece açıyla gözünüze ulaşır. Bu küçük açı farkı, renklerin katmanlar halinde görünmesini sağlar. Dışta kırmızı, içte mor, ve aralarda turuncu, sarı, yeşil, mavi geçişleri. Gökkuşağı her zaman güneşin karşısında görülür. Güneş arkanızdayken ve önünüzde yağmur damlacıkları varsa, gökkuşağı oluşma koşulları tamamlanmış demektir. Sabah saatlerinde güneş doğuda düşükken gökkuşağı batıda; öğleden sonra güneş batıya alçaldıkça gökkuşağı doğuda belirir. Çift gökkuşağı da mümkün. Bu durumda ışık damla içinde iki kez yansır. İkincil gökkuşağı daha soluk ve renklerinin sırası ters olur: dışta mor, içte kırmızı. Gökkuşağı nasıl oluşur sorusu fizikle cevaplansa da bu görüntünün yarattığı his, hesaplamanın ötesinde. Doğanın tam zamanında, tam yerde bir ışık oyunu sergilemesi başlı başına bir mucize gibi hissettiriyor.