Büyük şirketlerin gönüllülük programları kurumsal sosyal sorumluluk raporlarının parlak sayfalarında yer alıyor. Çalışanlar bir günlüğüne bir NGO'nun etkinliğine katılıyor, orman dikme faaliyetine gidiyor ya da topluluk boyama etkinliğinde bulunuyor. Kurumsal gönüllülük programı bu şekilde var oluyor. Peki bu pratik gerçek bir toplumsal katkı mı üretiyor, yoksa görünürlük yönetimi mi? Kurumsal gönüllülük programının ilk yapısal sorunu: gönüllülüğün gerçek anlamıyla örtüşmemesi. Gönüllülük özünde içsel motivasyonla, özgür iradeyle ve sürekli bir bağlılıkla şekilleniyor. Şirket çapında organize edilen, iş gününde yapılan ve katılımın zaman zaman dolaylı olarak beklenti yarattığı programlar bu tanımla örtüşmüyor. Katılım şeklen gönüllü, fiilen baskılı olabiliyor. Zaman ve beceri uyumsuzluğu da kurumsal gönüllülük programının eleştiri noktalarından biri. Çalışanların sahada geçirdiği bir günlük süre, topluluk için anlamlı bir etki yaratmak yerine kuruluşun logistik yükünü artırabiliyor. Üstelik çalışanların mesleki becerileri nadiren programla eşleşiyor, bir muhasebeci inşaat alanında ya da bir mühendis çocuk aktivite etkinliğinde gerçek fark yaratmıyor. Bir de marka değerinin öne çıkması sorunu var. Kurumsal gönüllülük programı etkinlikleri çoğunlukla fotoğraflarla, sosyal medya paylaşımlarıyla ve basın bültenleriyle belgeleniyor. Bu görünürlük çabası, faaliyetin gerçek hedefini, yararlanıcıya katkı, ikincil plana itiyor. Kameranın olmadığı yerde aynı programın var olmaya devam edip etmeyeceği sorusu bu görünürlük odaklılığın sınırlılığını ortaya koyuyor. Yararlanıcı perspektifi de eksik bırakılan bir boyut. Kurumsal gönüllülük programının tasarımı genellikle şirket içinde yapılıyor, yararlanıcı kuruluşlarla eş güdümlü biçimde değil. Bu süreçte topluluk gerçekte neye ihtiyaç duyduğunu söyleme fırsatı bulamıyor; şirketin yapabilecekleri ile topluluk ihtiyaçları her zaman örtüşmüyor. Peki kurumsal gönüllülük değersiz mi? Değil. Çalışanların gerçek becerilerini uzun süreli taahhütle bir sivil toplum kuruluşuna aktardığı pro bono programlar, çalışana gerçek karar alanı tanıyan ve yararlanıcı ihtiyacını tasarımın merkezine koyan programlar anlamlı katkı üretebiliyor. Eleştiri şunu gösteriyor: kurumsal gönüllülük programı iyi yapıldığında değerli ama çoğu örnekte kurumun sosyal sorumluluk görünürlüğüne topluluk faydasından çok daha fazla hizmet ediyor. Bu farkı görmek, hem şirketler hem de gönüllü olmayı değerlendiren çalışanlar için önemli bir başlangıç noktası.