Bilim kurgu filmlerinde kara delikler genellikle bir tünel, bir portal ya da devasa bir girdap olarak gösterilir. Gerçekte ise kara deliğe düşmek bambaşka bir deneyim olurdu, ve bu deneyimi anlatmak, özel görelilik teorisinden genel göreliliğe uzanan bir yolculuğu gerektiriyor. Kara deliğe düşmek bir düşünce deneyi olarak ele alındığında, iki farklı bakış açısından çok farklı şeyler gözlemlenir: sizi gözlemleyen birinin ve sizin bakış açınız. **Dışarıdan gözlemleyen biri ne görür?** Kara deliğin olay ufkuna, geri dönüşsüz noktaya, yaklaştıkça saat gitgide yavaşlıyor gibi görünürsünüz. Bu, genel göreliliğin öngördüğü gravitasyonel zaman genişlemesidir. Güçlü yerçekimi, zamanı yavaşlatır. Dışarıdan bakıldığında kara deliğe düşmek askıya alınmış gibi görünür; asla olay ufkuna ulaşamazsınız, çünkü dışarıdan gözlemlenen ışık da giderek kızıla kayar ve solar. **Siz ne hissedersiniz?** Eğer büyük bir kara deliğe düşüyorsanız (milyarlarca güneş kütlesinde), olay ufkunu geçtiğinizde hiçbir şey hissetmeyebilirsiniz, en azından başlangıçta. Yerçekimi farkı (gelgit kuvvetleri) o anda hissedilmeyecek kadar düşük olabilir. Ama içeri girdikten sonra artık dışarı çıkamazsınız; çünkü olay ufkunun içinde hiçbir şey, ışık dahil, dışarı ulaşamaz. Küçük bir kara deliğe düşseydiniz tablo çok daha ani olurdu. Gelgit kuvvetleri, ayaklarınız ile başınız arasındaki yerçekimi farkı o kadar büyük olurdu ki, "spagettileşme" adı verilen süreçle atomlarınıza kadar uzunlamasına gerilirdiniz. Kara deliğe düşmek, sonunda tekilliğe (singularity) ulaşmakla biter. Bu noktada fizik denklemleri çöker; mevcut teoriler geçerliliğini yitirir. Oradan ne olduğunu bugün için kimse bilmiyor. Bu düşünce deneyi, fiziğin en uç sınırlarını zorlaması bakımından hem korkutucu hem de büyüleyici.