Işık hızı sezgisel anlama çabam fizik kitabını kapattıktan sonra başladı. Saniyede 299.792 kilometre, rakamı biliyordum ama hiçbir anlam ifade etmiyordu kafamda. Sadece büyük bir sayı. Bir gün kendime sormayı denedim: ışık bir saniyede dünyayı kaç kez dolaşır? Hesapladım: yaklaşık yedi buçuk kez. Bu görselleştirme bir şeyleri yerli yerine oturttu. Şimdi rakam değil, hareket vardı. Işık hızı sezgisel anlama için bir adım daha attım. Ay ile aramızdaki mesafeyi düşündüm. Işık Ay'dan bize yaklaşık 1,3 saniyede ulaşır. Yani Ay'a baktığımda gördüğüm görüntü 1,3 saniye önceki Ay. Güneş için bu 8 dakika. Bu düşünce zihnimde bir şeyleri canlandırdı. Peki en sevdiğim egzersiz ne oldu? Fotoğraf makinesiyle çekim yaparken aklıma geldi. Deklanşöre bastığımda gelen ışık, milyonlarca kilometre yolculuk etmiş olabilir. Güneş ışığı sekiz dakika önce yola çıkmış, bana ulaşmış, fotoğrafıma işlenmiş. Kamera sadece ışık yakalamıyor, geçmiş yakalıyor. Işık hızı sezgisel anlama benim için böyle işledi: soyut rakamları hayatıma yerleştirerek. "Uçakla oraya gitmek kaç yıl sürer?" "O yıldızın ışığı benden daha yaşlı mı?" Bu sorular fiziği sıkıcı formüller kümesinden çıkarıp merak nesnesine dönüştürdü. Matematik ve fizik anlamak için illa okul gerekmiyor. Bazen doğru soruyu sormak yeterli.