Terapist ilk seansta bana şunu sordu: "Kafanızda en çok hangi cümle dönüyor?" Cevabım hazırdı: "Ben her şeyi mahvediyorum." O an bu cümlenin ne kadar uzun süredir zihnimin arka planında çalıştığını fark ettim. Yıllarca bunu fark etmemiştim bile. BDT terapi deneyimi benim için soyut bir kavramdan önce çok somut bir egzersiz demekti. Terapistim ilk hafta benden düşünce günlüğü tutmamı istedi. Her olumsuz his geldiğinde duraksayıp yazmam gerekiyordu: "Ne hissettim? Ne düşündüm? O düşünceye ne kadar inandım, 0-100 arası?" İlk başta bu egzersiz bana anlamsız geldi. Düşünceleri kaydetmek ne işe yarayacaktı? Yaklaşık üçüncü haftada bir şey oldu. Notlarıma baktım ve aynı distorsiyon örüntüsünü görmeye başladım: felaket senaryosu üretmek. Bir toplantıda yanlış bir şey söylediğimde zihinim hemen "Herkes seni aptal sanıyor, kariyerin bitti" moduna geçiyordu. Bunu yazmak, onu görünür kıldı. Görünür kılmak ise ona inanmayı zorlaştırdı. BDT terapi deneyiminin en zor kısmı "kanıt toplama" aşamasıydı. Terapistim sordu: "Bu düşüncenin lehine kanıtınız var mı? Aleyhine?" Ben yıllarca yalnızca lehe olan delilleri biriktirmiş, aleyhine olanları görmezden gelmiştim. Aklıma gelen her başarısızlık anı zihnimde büyük harflerle yazılıydı; başarılar ise silinmişti. Bu eşitsizliği görmek beni sarstı. Alt haftalar geçtikçe distorsiyon kategorilerini öğrendim: zihin okuma, felaket senaryosu, siyah-beyaz düşünce, kişiselleştirme. Bunları tanıdığımda zihnimin içindeki sese mesafeli bakabiliyordum. "Ah, bu yine felaket senaryosu modunda" diyebiliyordum. Bu mesafe küçük ama değerliydi. On ikinci haftada terapistim benden eski düşünce günlüklerimi okumamı istedi. Aynı tetikleyicilere artık farklı tepkiler verdiğimi gördüm. Eskiden "Toplantıda yanlış söyledim, bitik" diye yazan biri, artık "Yanlış söyledim ama bunu düzeltebilirim, bir sonrakinde daha dikkatli olurum" yazıyordu. Kelimeler değişmişti; ve kelimeler değişince his de değişmişti. BDT terapi deneyimi bitti ama düşünce günlüğü tutma alışkanlığı kaldı. Artık krize girmeden de kullanıyorum bunu. Zihnimdeki otomatik düşünceleri fark etmek, onları sorgulamak, alternatif açıklamalar üretmek, bunlar artık refleks gibi işliyor. Mükemmel değil, ama eskisinden çok daha az zincirime vuruluyor o eski cümle: "Ben her şeyi mahvediyorum."