Gün sonunda "bugün hiçbir şey yapamadım" hissini biliyor musunuz? Masa başında saatler geçirdiniz ama üretkenliği azaltan alışkanlıklar yüzünden gerçekten ilerlediğiniz iş yok denecek kadar az. Bu, iradeyle değil, alışkanlık tasarımıyla ilgili bir sorundur. Üretkenliği azaltan alışkanlıkların başında parçalı dikkat geliyor. Bir işe başlayıp hemen telefona bakmak, sonra e-postayı kontrol etmek, ardından başka bir sekmeye geçmek... Her geçiş sizi işin derininden çıkarır ve yeniden odaklanmak için zaman harcar. Araştırmalar, kesintiye uğrayan bir görevin tam konsantrasyona dönüşünün 15-20 dakika sürdüğünü gösteriyor. Gün içinde kaç kez bu geçişi yaptığınızı düşünün. Sabah rutininin ne kadar erken "reaktif moda" girdiği de üretkenliği ciddi biçimde etkiliyor. Uyandığınızda ilk iş olarak bildirimleri kontrol etmek, gün boyunca kimin size ne mesaj attığına, hangi haberin geldiğine göre şekillenmek anlamına gelir. Bu mod enerjinizi güne yaratıcı ve proaktif bir başlangıç yerine, cevap verme pozisyonuna hapseder. Mikülleme alışkanlığı da üretkenliği azaltan ama görünmez kalan bir tuzak. Bir liste yazıp hepsini birden yapmaya çalışmak, beyne sürekli yük oluşturur. Odak, bölünmüş dikkatla bölünür. Bir anda tek bir göreve odaklanmak, uzun vadede daha fazla iş çıkarmayı sağlar. Ertelemek de bu listede kaçınılmaz yer alıyor; ama ertelemenin ardında çoğu zaman görevin belirsizliği yatıyor. "Projeyi ilerlet" yazmak yerine "bu proje için ilk taslak üç paragrafı yaz" yazmak, görevi somutlaştırır ve başlamayı kolaylaştırır. Üretkenliği azaltan alışkanlıkların büyük bölümü, görev tanımlama netliğiyle de bağlantılıdır. Bu alışkanlıklardan kurtulmak için hepsini birden değiştirmeye çalışmak genellikle işe yaramaz. Tek bir alışkanlığı fark etmek, sonra onu küçük bir adımla değiştirmek, kalıcı dönüşümü mümkün kılar. Önce sabah ilk 30 dakikanızdaki bildirimleri kapatin, sonra göreve bakın ne kadar değiştiği.