Oyun hikayesi ağlamak benim için gerçek bir deneyim oldu ve bundan hiç utanmıyorum. Yıllarca "oyun sadece oyundur" diye düşünmüştüm. Sonra o oyunu bitirdim ve bir karakterin son sahnesi sırasında gözlerimden yaş aktı. Oyun hikayesi ağlatmak için sizi üç, dört saat boyunca bir karaktere bağlamak zorunda. Bu oyun bunu başardı. Başından beri o karakterin dünyasını, korkularını, bağlantılarını yaşadım. Sonuna yaklaşırken bir şeyler hissetmeye başladım ama fark etmem için son sahne gerekti. O an beklenmedik geldi. Müzik değişti, diyalog yavaşladı ve karakterin son kararını izledim. Durup düşünmeden gözlerim doldu. Kendi tepkime şaşırdım. Ekranı kapattım, birkaç dakika öylece oturdum. Sonra bir arkadaşıma anlattım. "Bir oyun için ağladın mı?" diye tuhaf baktı. Bu bakışa tanıdık bir açıklama getirdim: İyi hikaye her formatta çalışır. Roman okurken ağlamak normal. Film izlerken normal. Oyunda ağlamak neden farklı olsun? Aktif katılım varsa bağ daha güçlü kurulabiliyor; siz karar alıyorsunuz, siz hareket ettiriyorsunuz. Bu yüzden oyun hikayesi ağlatmak roman ve filmden daha derinden vurabilir. O deneyimden sonra hikaye odaklı oyunlara bakışım değişti. Artık sadece mekanik değil, anlatı da seçim kriterim. Sizi gerçekten etkileyen bir oyun bıraktıktan sonra bir şey taşırsınız. Bu, oyunun en güçlü yanı.