Mimar çalışma ergonomisi konusunu ciddiye almaya başladığımda, sırtım zaten bana mesajını çoktan vermişti. Mimarlık eğitiminin ilk yıllarından bu yana çizim masasının başında saatler geçirdim; bazen eğilerek, bazen boynum ileri uzatarak, bazen de sandalyenin kenarında dengesiz bir duruşla. Kimse o zamanlar bana doğru oturma biçimini öğretmedi. Uzun stüdyo gecelerinin bedeni yorduğunu herkes söylüyordu, ama bu "normal" olarak kabul ediliyordu. Mimar çalışma ergonomisi diye bir şeyin var olduğunu, ilk kez 28 yaşında bir fizyoterapistin muayenehanesinde öğrendim. Boyun fıtığı erken evresiyle karşılaştığımda ne kadar şok oldum anlatamam. Fizyoterapist bana çalışma düzenimi sordu. Anlattım. "Mimarsınız değil mi?" dedi gülerek. Demek ki bu o kadar tipik bir mesleksel durumdu ki, tarif etmeden anlıyordu. Mimar çalışma ergonomisi meseleyi orada ilk kez ciddiye almak durumunda kaldım. Sonra masam değişti, sandalyem değişti, ekranımın yüksekliği değişti. Bir ayarlı masa koltuğu aldım. Bilgisayar ekranını göz hizasına getirdim. Çizim yaparken yaklaşık 45 dakikada bir kısa mola vermeye başladım. Bunların hepsini biliyordum ama uygulamamıştım. Değişimi birkaç haftada hissettim. Sırt ağrılarım azaldı, konsantrasyonum arttı. Mimar çalışma ergonomisi sadece beden sağlığı meselesi değil; verimlilik ve yaratıcılıkla da doğrudan bağlantılı. Yorgun ve ağrılı bir bedenden iyi tasarım çıkmaz. Şimdiki öğrencilere şunu söylüyorum: Kariyerinizin başında ergonomiyi öğrenin. Beden alışkanlıkları yerleştikten sonra değiştirmek hem zor hem de maliyetli oluyor.