Rus biçimciliği yapısalcılık bağlantısı, yirminci yüzyıl edebiyat teorisinin en köklü sürekliliğini oluşturuyor. Petrograd (OPOYAZ) ve Moskova dil çevrelerinden çıkan biçimci hareket, edebiyatın ne söylediğiyle değil nasıl işlediğiyle ilgilenmek gerektiğini ısrarla savundu. Biçimcilerin metodolojik kesintisi iki boyutlu. Birincisi, edebiyat araştırmasını psikoloji, biyografi ve tarihsel içerikten bağımsızlaştırma. İkincisi, biçimsel tekniklerin (aleyhte şiddet, zaman sapması, anlatıcı konumu, ritim ve ses düzeni) kendi başına analiz edilebilir nesneler olarak kavramlaştırılması. Bu çerçevede şiir ve anlatı metin olarak; metin biçimsel özellikler bütünü olarak ele alındı. Rus biçimciliği yapısalcılık geçişinde en belirleyici köprü Roman Jakobson'ın Prag Dilbilim Çevresi'ne geçişiyle kuruluyor. Jakobson biçimci kavramları Saussure'cü dilbilim çerçevesiyle birleştirdi; edebi dili her türlü dilden ayıran işlev, şiirsellik işlevi, tanımı bu sentezin ürünü. Göstergebilimsel yaklaşım, yani anlamın dil içi farklılık ilişkilerinden türemesi, biçimciliğin teknik odağıyla doğal biçimde örtüştü. Propp'un Halk Masalının Biçimbilimi (1928), Rus biçimciliği yapısalcılık mirasının farklı bir kolu. Propp Rus halk masallarındaki olay örgüsü birimleri, işlevler, ve karakterlerin türleri için sınırlı ve evrensel bir şema önerdi. Bu şema, masalların sonsuz çeşitliliğinin altında yatan yapısal sabiti arıyordu. Levi-Strauss bu yaklaşımı mit analizine taşıdığında yapısal antropoloji ile edebiyat teorisi sıkı bir çapraz dölleme içine girdi. Biçimcilikten yapısalcılığa geçişin sürekliliği büyük olsa da kopuş noktaları da var. Biçimciler hâlâ tarihsel değişime duyarlıydı: edebi form evrim içindeydi, dominant teknikler aşınıyor ve yerini alanlara bırakıyordu. Yapısalcılık ise eşzamanlı sistemlere yöneldi; tarihsellik arka plana çekildi. Bu metodolojik fark, iki geleneğin birbirini tam olarak absorbe edememesinin açıklaması. Postyapısalcılığın biçimciliğe ilişkin değerlendirmeleri çoğunlukla yapısalcılık üzerinden yapılıyor; bu aracılık bazen biçimciliğin özgünlüğünü gölgeliyor. Derrida'nın eleştirisi merkezin istikrarını hedef alıyor; bu eleştiri yapısalcı şemaya yönelik ama biçimci geleneği de etkiliyor. Tarihsel perspektiften bakıldığında Rus biçimciliği yapısalcılık hattı, metnin ne olduğuna dair soruyu disipline sokmanın ve onu felsefi içerik tartışmalarından bir süre özgürleştirmenin önemli bir çabası.