Bu soru kafamda yıllardır dolaşıp duruyor. Ne zaman bir sergi gezsem ya da bir teknik dergi karıştırsam, fotoğrafçılığın iki ayrı kutbu arasında savruluyor gibiyim. Bir tarafta ışığı, gölgeyi, kompozisyonu duygusal bir ifade aracı olarak kullananlar var. Diğer tarafta diyafram, deklanşör, ISO üçgenini cebir gibi çözen, RAW dosyasını saatlerce işleyen, histogram analizini bilim gibi yapanlar. Kendi adıma ikisini de seviyorum ama her ikisini aynı kişide bulmak zor. Tanıdığım sanatçı tarafı baskın insanlar genelde teknik konuları sıkıcı buluyor. Teknik tarafı baskın olanlar ise bazen 'güzel kare' olarak benim hiç heyecan duymadığım keskin ve doğru pozlanmış ama ruhsuz çekimler gösteriyor. Ortayı bulmak gerçekten bir denge meselesi. Benim için fotoğrafçılığın sanat tarafı, sahnenin önünde hissedilen şey. Yağmurlu bir akşam camın buğusu arasından gördüğüm bir yüz, ya da güneşin tam doğru açıyla bir duvara vurduğu o yarım dakika. O an bir şey yakalamak istiyorsunuz, ama neden istediğinizi anlamak için saatler sonra fotoğrafa bakmanız gerekiyor. Teknik tarafı ise bu anı kayıt altına alabilmek için gerekli olan disiplin. Eğer doğru pozlamayı bilmiyorsanız, o duygu kaydedilmeden uçup gidiyor. Bazı arkadaşlar fotoğrafı tamamen teknik olarak görüyor. Onlara göre güzel kare; doğru hesaplanmış, doğru ekipmanla çekilmiş, sonradan ölçülü işlenmiş karedir. Diğer arkadaşlar ise tam tersini söylüyor. Çoğu zaman bulanık, gürültülü, hatalı pozlanmış kareler bile bir hikâye anlatıyorsa onlar için değerli. Merak ediyorum, siz hangi tarafa daha yakınsınız? Bir karenin sizi etkilemesi için önce teknik olarak iyi olması mı gerekiyor, yoksa duygusal etkisi varsa teknik kusurları görmezden geliyor musunuz? Ben mesela bazen aşırı net ve aşırı temiz karelerden sıkılıyorum, gözüm doku ve ufak kusur arıyor. Bir de şu var: 'sanat mı teknik mi' tartışması bence biraz da öğrenme yolculuğunuzla ilgili. Yeni başlayanlar teknik tarafa odaklanıyor çünkü temel oradan kuruluyor. Belirli bir seviyeye geldikten sonra teknik ikinci plana düşüyor, çünkü artık otomatikleşmiş oluyor ve geriye sadece bakışınız kalıyor. Belki de bu yüzden uzun süre çeken insanlar 'fotoğrafçılık bir sanattır' demeye daha yatkın. Siz hangi noktadasınız? İkisini dengelemek için ne tür alıştırmalar yapıyorsunuz?