Uzun süredir kafamda dolanan bir soruyu burada açmak istiyorum. Okul yıllarımız boyunca öğrendiğimiz matematik konularının ne kadarı günlük hayatta gerçekten karşımıza çıkıyor? Dört işlem, oran orantı, yüzde hesabı gibi temel kısımların faydası tartışmasız. Ama trigonometrik özdeşlikler, ikinci dereceden denklemlerin diskriminantı, logaritma tabanları üzerinde saatlerce çalıştık. Bunların kaç tanesini son beş yılda fiilen kullandık? Benim düşüncem şu yönde: matematik eğitiminin asıl kazanımı, doğrudan formüllerin kendisi değil, problem ayrıştırma alışkanlığı. Bir bütçe planlarken, bir mutfak tarifini iki katına çıkarırken, bir tatil rotasının zamanlamasını hesaplarken aslında sürekli soyut bir model kuruyoruz. Bu model kurma refleksini bize kazandıran şey, yıllarca sembollerle uğraşmış olmamız. Yani logaritma tablosunu hatırlamasak da, bir problemi parçalara ayırıp her parçayı ayrı ayrı çözmek alışkanlığını taşıyoruz. Öte yandan bir karşı argüman da var. Bu kadar saat yatırımı sadece düşünme alışkanlığı için yapılıyorsa, neden aynı zihinsel disiplini başka yollarla kazandırmıyoruz? Mantık bulmacaları, kodlama, hatta strateji oyunları benzer kazanımlar sağlayabilir. Matematiğin tekel pozisyonu sorgulanmalı mı? Kendi gözlemim, matematikle barışık olanların hata yapma toleransının daha yüksek olduğu yönünde. Yanlış cevabı görüp baştan başlamayı bir kayıp değil, bir süreç adımı sayıyorlar. Bu psikolojik kazanım, mesleki hayatta gördüğüm en kıymetli özelliklerden biri. Siz ne düşünüyorsunuz? Okul matematiğinden bugüne fiilen kullandığınız şey hangisi? Soyut beceri kazanımı sizce abartılıyor mu, hafife mi alınıyor?