Birkaç haftadır okul matematik müfredatına dair eleştirileri okuyorum, kendi gözlemlerimle birleştirince ortaya tartışmaya değer bir tablo çıkıyor. Çocuğum lise birinci sınıfta, ders kitabını birlikte gözden geçiriyoruz. Sayfaların yarısı denklem manipülasyonu, çeyreği soyut fonksiyon analizi, geri kalanı geometrik özellik kanıtları. Olasılık ve istatistik bir bölüm halinde sıkıştırılmış. Veri okuryazarlığı yok. Modelleme bölümü yok. Sayısal sezgi geliştirme yok. Bu durumun pratik etkisi nedir? Mezunlar bir banka faiz çizelgesini okuyamıyor, bir sigorta poliçesindeki olasılığın anlamını çözemiyor, gazetede gördüğü yüzdelik istatistikteki manipülasyonu yakalayamıyor. Bunlar gündelik yaşamda matematiğin gerçek karşılığı, müfredat bu becerileri öğretmiyor. Öte yandan akademik matematik eğitiminin kendine has bir mantığı var. Soyut yapıları kavrama kapasitesini geliştirmek, sembol sistemleriyle düşünme alışkanlığı kazandırmak, ispat okuma ve yazma refleksini oturtmak. Bunlar bir mühendis veya bir araştırmacı yetiştirmek için gerekli. Müfredatın bir kısmı bu hedeflere hizmet ediyor. Sorun belki müfredatın içeriğinde değil, müfredatın tek bir hedef setine kilitli olmasında. Bütün öğrencileri aynı kalıba sokmak yerine, ilk iki yıldan sonra ayrılan bir yapı düşünülebilir. Akademik matematik isteyenler için soyut çerçeve, uygulamalı yön isteyenler için modelleme, finans ve veri okuryazarlığı. Başka bir eleştiri de değerlendirme yöntemiyle ilgili. Sınavlar mekanik problem çözmeye dayalı, kavramsal anlayışı ölçmüyor. Bir öğrenci formülleri ezberleyerek geçer alabiliyor ama o konunun ne işe yaradığını söyleyemiyor. Bu durum sadece müfredatın değil sınav sisteminin sorunu. Sizce müfredat ile gerçek dünya arasındaki kopukluk gerçek mi yoksa abartılıyor mu? Eğitimci, mühendis, veli, öğrenci farklı perspektiflerden duymak isterim.