Birkaç büyük çaplı çalışma psikoloji, biyomedikal ve davranışsal ekonomi alanlarında yayımlanmış araştırmaların önemli bir bölümünün bağımsız ekiplerce tekrar edilemediğini ortaya koydu. Oranlar alanlara göre değişse de bazı çalışmalarda %50'nin üzerine kadar çıkan tekrar başarısızlığı raporlandı. Bunun bilim için tam olarak ne anlama geldiği üzerine değişik yorumlar var. Bir bakış açısı şöyle diyor: tekrarlanamazlık krizi aslında bilimin kendini denetleme mekanizmasının çalıştığını gösteriyor. Bir bulgunun sonradan eleştirilmesi ve düşmesi sistemin çürüklüğünün değil, sağlığının kanıtı. Bu bakış kısmen haklı. Başka bir bakış açısı uyarıyor: tekrar başarısızlığı sistemli bir teşvik sorununu işaret ediyor. P değeri eşiğine yönelik baskı, yayın sayısı odaklı kariyer değerlendirmesi, negatif sonuçların yayımlanmaması bir araya gelince literatür gerçek etki dağılımını sağlıklı yansıtamıyor. Bu da bilimsel bilgi birikiminin temelini örseliyor. Benim okuduğum kadarıyla şu önlemler tutarlı biçimde işliyor. Ön kayıt: hipotez ve analiz planını veri toplamadan duyurmak. Açık veri ve kod: başkalarının aynı analizi tekrarlayabilmesi. Çok merkezli replikasyon: aynı protokol birkaç laboratuvarda eşzamanlı. Etki büyüklüğü ve güven aralığı raporlama: tek bir p değerine yaslanmamak. Sorum şu: Tekrarlanamazlık tartışması okuduğunuz haberlere bakışınızı değiştirdi mi? Bir bulguya kaç kez güvenmek için kaç bağımsız çalışmanın aynı sonucu vermesini bekliyorsunuz?