Tasarıma başladığım ilk yıllarda kendime ait bir stilim olmadığı için sürekli tedirgindim. Her gördüğüm güzel işin yanına kendi işimi koyup “neden böyle olmuyor” diye soruyordum. Geriye dönüp bakınca, “stil” dediğim şeyin tek bir karar değil, küçük tercihlerin tekrarı olduğunu görüyorum. Burada hangi denemeleri yaptım, ne işe yaradı, ne yaramadı, kısaca anlatmak istiyorum. İlk denedim şey, hayran olduğum tasarımcıların stilini taklit etmekti. Üç ay boyunca her hafta farklı birinin tonunu birebir kopyalayarak küçük egzersizler yaptım. Bu deneme bana çok şey öğretti ama stilimi vermedi. Sadece nelerin bana yabancı geldiğini anlamamı sağladı, ki bu da bir kazançtı. İkinci denemem, tek bir paletle on farklı proje üretmekti. Sadece üç ana renk, bir başlık yazı tipi ve bir gövde yazı tipi seçtim. Kısıtlama yaratıcılığı engellemedi, aksine kendi karar verme şeklimi netleştirdi. Bu egzersizden sonra hangi renk kombinasyonlarında doğal hissettiğimi öğrendim. Üçüncü denemem, küçük kişisel notları görsele dönüştürmek oldu. Günlük tuttuğum bir defterdeki düşünceleri minik posterlere çevirdim. Her gün sadece on dakika ayırdım. Üç ay sonra bu küçük posterlerin arasında tekrar eden bir kompozisyon mantığı, bir tipografik tercih ve bir tonal renk tonu vardı. Stilim bu egzersizden çıkıverdi. Dördüncü denemem, kendi işlerimi açık dille eleştirmekti. Her ay sonu son on işimi yan yana dizip “hangisi bana benziyor, hangisi başkasının sesini taşıyor” diye not aldım. Bu sade alıştırma bana sadece üretmenin değil, üretileni okumanın da bir kas olduğunu hatırlattı. Beşinci denemem, stilimin değişebilir olduğunu kabul etmekti. Üç yıl önce sevdiğim her şey bugün artık benim değil ve bu çok doğal. Stil, sabit bir kimlik değil, gelişen bir alışkanlıklar bütünü gibi geliyor şimdi bana. Öğrendiğim en büyük şey şu: stil bir gün “bulduğun” bir şey değil, defalarca seçtiğin için seninleşen bir şeydir. Sizin stilinizi bulurken hangi alıştırmaları işe yarar buldunuz?