Son sekiz yılda hem ajans hem ürün şirketi tarafında çalışırken üç farklı metodolojiyi düzenli olarak uyguladım: çift elmas, jobs-to-be-done odaklı yaklaşım ve sprint tabanlı tasarım denemeleri. Burada her birinin nerede işime yaradığını, nerede yetersiz kaldığını paylaşmak istiyorum. Çift elmas yaklaşımı, brief tanımsız ve problem alanı geniş olduğunda gerçekten kurtarıcı. Discover ve define aşamaları, paydaşları aynı dille konuşmaya zorluyor. Eksik tarafı, projenin teslim baskısı yüksekse keşif aşamasının kısaltılmasıyla yaklaşımın bütün dengesi bozuluyor. Pratik tavsiyem, en az %20 zaman keşfe ayrılmıyorsa bu metodolojiyi adıyla anmamak, sadece klasik tasarım süreci olarak yürütmek. Jobs-to-be-done odaklı yaklaşımı, kullanıcı ile çözüm arasındaki çeviriyi temizleyen bir lens olarak çok seviyorum. Persona dokümanlarının yıllar içinde toza karıştığı pek çok ekipte gördüğüm bir sorunu çözüyor: kullanıcıyı kim olduğuyla değil, ne yapmaya çalıştığıyla tanımlamak. Buradaki risk, “iş” formülasyonlarının jargona dönüşüp masada güzel duran ama kararı kolaylaştırmayan dokümanlara dönüşmesi. Bunu engellemek için sade dille yazılmış üç ila beş iş formülasyonu yetiyor, daha fazlası ekibi felç ediyor. Sprint tabanlı tasarım denemeleri, hızlı doğrulamada işe yarıyor ama uzun vadeli ürün vizyonu konusunda yanıltıcı bir hız hissi veriyor. Beşinci günde çıkan prototip ne kadar gerçek bir karar gerektirir, bu sorunun cevabı her zaman net değil. Bu yaklaşımı kendi başına değil, daha geniş bir keşif süreci içinde tek bir araç olarak kullanmak daha doğru geliyor bana. Genel sonucum: metodolojiyi inançla değil, problemi okuyarak seçmek lazım. Bir ekibin “biz çift elmas ekibiyiz” demesi başlı başına bir tasarım hatası. Hangi metodolojinin hangi tipte projede tutarlı sonuç verdiğine dair tecrübelerinizi merak ediyorum, özellikle yetersiz kaldığı anları okumak istiyorum.