O yaz, yıllık olarak takip ettiğim meteor yağmurunun zirve gecesi denk geldiğinde, ışık kirliliğinden uzak bir noktaya çıkmaya karar verdim. Yakın bir dağda, yaklaşık 1800 metre yükseklikte küçük bir düzlük vardı, daha önce gündüz keşif yapmıştım. Çadırımı, ısınmak için kalın bir tulumumu, not defterimi ve kırmızı ışıklı el fenerimi aldım, akşamüstü yola çıktım. Güneş battıktan sonra hava beklediğimden çok daha hızlı soğudu. Yaz olmasına rağmen bir kazak yetmedi, üstüne bir polar daha giydim. Karanlık çökerken Samanyolu yavaş yavaş belirginleşmeye başladı. Şehirde hiç görmediğim kadar parlak bir bant olarak ufka uzanıyordu. O an meteor yağmurunu beklemek bir yana, yalnızca Samanyolu görmenin bile yolculuğa değdiğini düşündüm. Göz uyumu için kırmızı fener dışında hiçbir ışık kullanmadım. İlk meteoru gece yarısına yakın gördüm, görece zayıf bir iz ama yine de heyecan vericiydi. Sonra hız arttı. Bir saat içinde 38 tane saydım. Defterime her birinin saatini, parlaklığını ve gökyüzünde geçtiği bölgeyi işaretledim. Bazıları o kadar parlaktı ki ardında birkaç saniye süren yeşilimsi bir iz bıraktı. Bir tanesi tam başımın üstünden geçti, sanki bana çok yakındı. O gece üç saat boyunca yatakta sırtüstü uzanıp gözlerimi gökyüzünden ayırmadım. Toplamda 142 meteor saydım. İstatistik olarak beklediğimin altında, ama bireysel olarak gördüğüm en yoğun gece olarak hafızama kazındı. Aslında en güçlü hissim sayım rakamından değildi. Bir an geldi, etrafta hiçbir insan sesi yoktu, yalnız rüzgar ve uzaktan bir baykuş. Üstümde milyarlarca yıldız, gözümün önünden geçen meteorlar, ve içimde tarif edemediğim bir küçüklük duygusu vardı. Aynı zamanda da bir aitlik. O an evrenin bir parçası olduğumu çok somut bir biçimde hissettim. Sabaha yakın çadırıma girdiğimde uyumakta zorlandım, gördüklerimi tekrar tekrar zihnimde geçirdim. Siz de tek başınıza yapılmış böyle bir gözlem gecesi geçirdiniz mi? Yalnızlık duygusu mu ağır basıyor yoksa benim hissettiğim aitlik duygusu mu? Meraklıyım.