Bu hikayeyi yazmak biraz zaman aldı çünkü hâlâ üstüne düşünüyorum. Belki birilerine tanıdık gelir, belki birileri benim gibi hissetmiştir. Üç ay boyunca her gün ortalama dört beş saatimi bir kısa animasyona ayırdım. Karakteri tasarladım, storyboard'unu yaptım, animation'ını çizdim, sound design ve müziğini topluluk içinden bir arkadaşımla beraber kurdum. Sonunda 2 dakika 15 saniyelik bir parça çıkardım. İlk gerçek bitmiş işimdi. Karakter zorlukla bir engeli aşmaya çalışıyor, sonunda farklı bir yoldan amacına ulaşıyor. Basit bir hikaye ama her karesini düşünmüştüm. İlk olarak aileme göstermek istedim. Yemek sonrası salonda televizyona bağladım, hepimiz oturduk. Annem, babam ve kardeşim. Heyecanla 'play' tuşuna bastım. İlk 30 saniyede annem telefonunu çıkardı. Babam izledi ama yüz ifadesi nötr kaldı. Kardeşim yarıda 'bu kadar uzun mu?' diye sordu. Animasyon bitti. Kısa bir sessizlik oldu. Annem 'güzelmiş' dedi ve mutfağa kalktı. Babam 'çok emek vermişsin' dedi, bu cümle bana iyi geldi aslında. Kardeşim 'şu sahnede karakterin yüzü garip görünüyordu' dedi ve odasına gitti. Kardeşin söylediği sahneyi açıp baktım, haklıydı. Bir yüz ifadesi gerçekten sırıtmıştı, in-between'lerden birinde eyebrow ark'ı bozulmuştu. Bunu nasıl gözden kaçırmıştım? O gece odamda uzun süre kendimle konuştum. Hayal kırıklığım büyüktü. Üç ay süren bir işin karşılığı bu mu olacaktı? Sonra fark ettim ki sorun aslında benim beklentimdeydi. Ailemin animasyona ve onun emek yoğunluğuna dair hiçbir bilgisi yoktu. Onlar için bu 2 dakikalık bir video parçasıydı, üç aylık bir hayat değil. Birkaç hafta sonra aynı animasyonu topluluk içinden tanıdığım iki animatöre gösterdim. Bambaşka bir tepki aldım. Birinci kişi 8 dakika boyunca her sahnede neyi iyi yapmışım neyi geliştirebilirim teker teker söyledi. Anticipation'ım zayıfmış, secondary action'da daha cesur olabilirmişim, color palette uyumum çok iyiymiş, timing duygum gelişmeye açıkmış. İkinci kişi storyboard pacing'imi övdü, ses tasarımındaki sessizlik anlarının çok etkili olduğunu söyledi. İşte o zaman anladım. Animasyon eleştirisi bilgi ister. Ailem bana sevgiden 'güzel' dedi, ama eleştirmek için kelime hazneleri yoktu. Topluluk içindeki insanlar tam tersine, her detayda bir şey söyleyebilecek dili olan insanlardı. Bu deneyimden çıkardığım birkaç şey var. İlki, işimi göstereceğim kitleyi doğru seçmem gerektiği. Aileye göstermek duygusal tatmin için olabilir ama gerçek geri bildirim için meslektaş gerekir. İkincisi, kendi gözümle de bakabilmem gerektiği. O sahnedeki yüz hatası kardeşin gözüne çarpmıştı ama benim gözüm kaybolmuştu. Bir hafta projeden uzaklaşıp döndüğümde başka detaylar da görünür hale geldi. Üçüncüsü, beklentiyi yönetmek. Üç ay emek vermek bir başkasının izleme süresinde 2 dakika 15 saniyeye sığıyor. Bunun adaletsiz olduğunu düşünmemek lazım, sadece doğanın gerçeği. Dördüncüsü, eleştiriyi sevmek. İlk başta yıkılmıştım, sonra fark ettim ki sevgiden gelen 'güzel' kelimesi beni hiç ilerletmiyor. Topluluğun teknik eleştirisi beni iki ay içinde başka bir animatör yaptı. Bugün hâlâ aileme bazı işlerimi gösteriyorum, ama beklentim farklı. Onlardan onay değil, varlık beklemiyorum artık. Geri bildirimi ait olduğum yerden alıyorum. Benzer şey yaşayan arkadaşlar varsa biliyor olun, bu süreç normalmiş meğer. Yola devam.