İlk freelance animasyon projem üzerinden bir buçuk yıl geçti, üzerinden yeterince zaman geçtiği için artık serinkanlı bakabiliyorum. Yaşadıklarım hem öğretici hem yıpratıcıydı, yola yeni çıkanlara faydası olur belki. Proje 30 saniyelik bir motion graphic işiydi. Bütçe çok yüksek değildi ama referansım yoktu ve portföyüme bir profesyonel iş eklemek istiyordum. Müşteri bir küçük işletme sahibiydi, ürün tanıtım amaçlı animasyon istiyordu. İlk görüşmede 'basit bir şey olsun, fazla detay istemiyorum' dedi. Bu cümlenin ileride başıma neler açacağını o gün bilmiyordum. İlk taslağı 10 günde teslim ettim. Stil board'lar, color palette, hareket örnekleri içeren bir sunum. Müşteri 'çok beğendim, sadece şu renk biraz farklı olsun' dedi. Renk değişti. İki gün sonra 'aslında font da değişebilir' geldi. Font değişti. Bir hafta sonra 'logoyu daha büyük göstersek nasıl olur' geldi. Logo büyütüldü. Bu küçük değişiklikler ilk hafta bana doğal geldi. Üçüncü haftaya gelindiğinde değişiklik talepleri günde iki üçe çıkmıştı. 'Şu sahnedeki karakter biraz daha hızlı gelsin', 'fonda müzik biraz kısılsın', 'aslında karakterin gözleri mavi mi olsa'. Dördüncü haftada hâlâ teslim edememiştim. Beşinci haftada müşteri 'iş ne zaman bitecek' diye sormaya başladı. Altıncı haftaya gelindiğinde proje bütçesinin yaklaşık üç katı kadar saat harcamıştım ve hâlâ teslim yoktu. O noktada bir karar verdim. Müşteriye uzun bir mesaj yazdım. Şu ana kadar yapılan tüm değişiklikleri listeledim. Her birinin saat olarak maliyetini çıkardım. Toplam revisiyon süresinin sözleşmedeki süreyi nasıl aştığını gösterdim. Ve önerdiğim çözümü açıkladım: artık iki tane daha revisiyon hakkı kaldığını, sonrasında saatlik ek ücret çıkacağını yazdım. Müşteri ilk başta tepki gösterdi, 'ben fazla bir şey istemiyorum sadece düzeltme' diye. Sakin bir dille ilk sözleşmede revisiyon sayısının üç olarak yazdığını, şu ana kadar on yedi revisiyon yaptığımı belirttim. Mesajıma cevap vermedi. Üç gün sonra döndü, 'son hali tamamdır, teslim edebilirsin' dedi. Teslim ettim, ödeme yapıldı. Bu deneyimden çıkardığım dersler: İlki, sözleşme şart. İlk projemde bir e-posta yazışmasıyla yetinmiştim, sözleşme dahi yoktu. Şu an her projeye, ne kadar küçük olursa olsun, kapsam ve revisiyon sayısını net belirten yazılı bir anlaşmayla başlıyorum. İkincisi, revisiyon sayısı sayılmalı. Sözleşmede 'iki round revisiyon dahildir, sonrası saat ücretiyle' yazmak çok önemli. Müşteri ne sayar ne de saysa kendine itiraf eder. Sayan taraf siz olmak zorundasınız. Üçüncüsü, küçük değişiklikler büyük zaman alır. Bir font değişimi 5 dakikalık iş gibi görünür ama o değişimle birlikte tüm sahneler yeniden render olmak zorunda kalabilir. Müşteriye bu maliyetleri görünür kılmazsanız işin sonu gelmez. Dördüncüsü, milestone bazlı onay almak. Storyboard, style frame, animation lock, final render gibi aşamalarda yazılı onay alın. Onay verdikten sonra geri dönüşler ekstra ücretlendirilsin. Bu sınırı önceden kurmazsanız müşteri her aşamayı sonsuza kadar açık tutar. Beşincisi, müşteriye eğitim vermek. Pek çok müşteri animasyonun nasıl bir süreç olduğunu bilmiyor. Onlara bir değişikliğin neden 2 saat sürdüğünü anlatmak gerekiyor. Bu eğitim parçası işin görünmez ama önemli bir kısmı. Altıncısı, iç huzur için 'hayır' demeyi öğrenmek. Bazı talepler proje kapsamı dışına çıkar. Diplomatik ama net bir 'bu kapsam dışında, ekstra ücrete tabi' demek müşteriyi kaybettirmez, aksine sınırınızı görünce daha saygılı davranır. O projeden sonra fiyatımı yüzde 40 yükselttim ve daha az ama daha iyi tanımlanmış işler almaya başladım. İlk acı deneyim aslında en iyi öğretmen oldu. Freelance yola çıkacak arkadaşlar, sözleşme yapın, milestone tanımlayın, revisiyon sayısı koyun. Para kaybetmekten çok zaman kaybetmek yıpratıcı. İyi şanslar.