Bu yazıyı, yıllar sonra bile aklımdan çıkmayan bir laboratuvar anısını paylaşmak için yazıyorum. Belki benzer bir krizden geçen yeni araştırmacılar için biraz teselli olur, biraz da uyarı. Doktora tezimin ikinci yılındaydım. Memeli hücre hattı üzerinde özel bir stres yanıtı protein deneyi kuruyordum. Yaklaşık iki aydır flask'lar pasaj alıyor, deneylere hazırlanıyordum. Bir sabah, mikroskop altında baktığımda hücrelerimin arasında o hafif, neredeyse görünmeyen küçük noktacıkları fark ettim. İlk başta hayal görüyorum sandım. Sonra fokus ayarını biraz oynattım. Hayır, gerçekti. Mycoplasma şüphesi. En kötüsü hemen test yapamamamdı çünkü kit elimizde yoktu, sipariş ettim ve üç gün bekledim. O üç gün boyunca, son iki ayda kurduğum tüm deneylerin geçerliliğini sorgulayıp durdum. Western blot bantları, IF görüntüleri, RT-PCR sonuçları. Hepsi kontamine bir kültürden gelmiş olabilirdi. Mycoplasma sinyalleşmeyi değiştirir, gen ekspresyonunu etkiler. Sonuçlarınızda gerçek biyoloji görüyor olduğunuzu söyleyemezsiniz. Test geldi. PCR sonucu pozitif. Hem hücre stoğu hem o sırada büyütülen flask'lar enfekte. Donmuş erken pasaj stoklarımdan birini açtım, o da pozitif. Geriye gittikçe kontaminasyonun benden önceki bir dönemden devraldığım bir banktan kaynaklandığını anladım. Bunu fark etmek o anda az teselli oldu çünkü yine de iki aylık veri çöp olmuştu. Çözüm süreci uzundu. Önce temiz bir kaynaktan yeni hücre hattı bulmak için başka bir laboratuvarla iletişime geçtik. Onlardan gelen hücreyi karantinaya alıp test ettik, temiz çıktı. Tüm benim eski stoklarımı imha ettim. İnkübatörü dezenfekte ettim, biyogüvenlik kabini filtresini değiştirdik, kullandığım tüm reaktifleri yeniledim. Yeni hattı dört hafta boyunca kontaminasyon kontrolüyle taradım. Bu süreçte deney yapamadım, sadece üretkenliğimi kaybetmediğimi danışmanıma anlatmaya çalıştım. Danışmanım, beklediğimden çok daha sakindi. Bana 'bunu yaşamayan kültür biyoloğu yoktur' dedi. Doğru çıktı, kıdemli meslektaşlarımın hemen hepsi benzer bir hikâye anlattı. Ama ben o ay duygusal olarak çok yıprandım. Tezimi gerçekten bitirebileceğimden şüphe eder hâle gelmiştim. Geri dönüp baktığımda öğrendiğim üç şey var. Bir: yeni bir hattı laboratuvara aldığınızda mutlaka karantinaya alın ve mycoplasma testi yapmadan ortak inkübatöre koymayın. Bu kuralı sıkı uygulamak, sonradan haftaları kurtarıyor. İki: rutin tarama bir tercih değil, zorunluluk. Aylık değil, en azından iki aylık test yapın. Şüphe duyduğunuzda hemen test edin, ertelemek hata. Üç: kontaminasyon yaşandığında utanılacak bir şey değil. Açıkça paylaşmak, ekibinizdeki başka insanların farkında olmadan benzer bir durumu yaşamasını engelliyor. O iki ayı kaybetmiş olmama rağmen, yeni hatla tekrar başladığımda işler aslında daha hızlı ilerledi. Bu kez protokollerimi daha derli toplu yazmıştım, deney planlarım daha sağlamdı. Tez savunmamda jüri üyelerinden biri bu deneyime atıfla 'iyi ki bunu erken yaşamışsın' dedi. O an haklı olduğunu kabul ettim. Benzer durumlarda olan veya yaşamış olan arkadaşlar deneyimlerini paylaşırsa, gelecek araştırmacılar için kıymetli bir hafıza birikimi olur burada.