Lise sonda tercih dönemi geldiğinde aslında elimde net bir vizyon yoktu. Kimya bölümünü seçmemin asıl nedeni, lisedeki kimya öğretmenimin derslerini hikâye gibi anlatmasıydı. Yapı, tepkime, mekanizma derken sınıfın havası başkalaşırdı. Bu beni hâlâ etkileyen bir anıdır ve mesleki seçimin altında yatan en duygusal sebep buydu. Akıllıca bir kariyer planı değil, sevdiğim bir öğretmenin etkisi. Bölümün ilk yılı beklediğimden çok farklı çıktı. Lisede öğretmenin anlattığı zarif tablonun yerine yoğun fizik, matematik ve genel kimya yığını ile karşılaştım. İlk dönem ortasında "yanlış mı tercih ettim" diye sorduğum birkaç gece oldu. İkinci yıl analitik kimya geldiğinde işlerin biraz daha somuta indiğini hissettim, ardından organik kimya ile birlikte aslında neden geldiğimi hatırladım. Lab dersleri dürüst olmak gerekirse hep zorlandığım yer oldu. El becerimin akademik beceriye göre geride kaldığını bölümün hemen başında fark ettim. Distilasyon düzeneğini ilk kuran ben değildim, sütun kromatografisinde lekenin akıp da rafa düşmesini ilk gözlemleyen de değildim. Bu küçük başarısızlıkların biriktiği bir dönem yaşadım. Sonra bir noktada "hız değil özen" prensibini benimsedim ve işler değişti. Üçüncü ve dördüncü yıl bana asıl olgunluğu getirdi. Araştırma laboratuvarına lisans tez öğrencisi olarak girdiğimde, bir tepkime takip ederken zamanın nasıl geçtiğini fark etmediğim ilk geceyi hatırlıyorum. O gece bence kariyer kararımın gerçek anı oldu. Mezuniyet günü annemin gözündeki sevincin yanı sıra kendi içimde garip bir karışıklık vardı. Bir dönem kapandı ama yeni dönemin haritasını henüz çizmemiştim. Şimdi geri dönüp baktığımda, lise sonda kimyayı sevdiğim için değil, lab dersini gerçekten bilmediğim için seçtiğimi itiraf etmek bence en dürüst sonuç. Kim olduğumu lab masasının başında öğrendim, tercihte değil. Yeni başlayacak arkadaşlara önerim şu: bölüm tercihini tek bir hikâye üzerinden yapmak normal, ama beklenmedik anlarda fikir değişmesine alan bırakın. Tercih dürüstlüğü kariyerin yarısını çoktan kurar.